Yazan:Ünal Aslan Tarih Haziran 2006_Tavsiye Et Tavsiye Et
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy)
Loading ... Loading ...

 Bilimden Beklenen GayeHer zaman olmasa da bazen kainatın işleyişi hakkında düşünmeye başlayınca ve varlıklar arasındaki muhteşem nizam ve uyumu keşfedince bu tür mülahazaları neden bir ömür boyu duyamadığım sorusunu kendime yöneltmek zorunda kalıyorum. Mikro alemdeki küçücük böceklerin büyük bir sorumluluk şuuru içerisinde vazifelerini canları pahasına aksatmadan yaptıklarını görünce onları böylesi bir harekete sevkeden ihtiyacın ne olduğunu düşünüyor ve onların böyle davranmasını netice veren muhteşem Kudretin büyüklüğünü hayal etmeye çalışıyorum. Bunun yanında makro alemin incileri olan yıldızların bir insan gibi doğup, sıcak ve latif şualarıyla etraflarında mevlevi-misal dönen mecnunlarını besleyip yine bir insan gibi sönüp ölüme gitmelerinin altında yatan sebebi merak ediyor ve bu devasa gök cisimlerinin heybet ve haşyetlerinin tersine hadlerinden milim tecavüz etmeden vazifelerini yapmalarını sağlayan Kudretin büyüklüğünü de kavramaya çalışıyorum. Bütün bu mülahazaların ardından bir fen dersi öğretmeni olarak, kendime bu muhteşemliği ve bu harikuladeliği derslerime neden taşıyamadığımı soruyor, bir adım ilerde ise, amacı kainatı ve onun işleyişini anlamak olan ve bunun da ötesinde kainat, kendi varlığı ve kainatı idare eden muhteşem Kudret arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışan insana mevcut haliyle fen derslerinin ve bilimin bu hedeflere ulaşmada ne kadar yeterli olduğunu sorgulamaya başlıyorum.

Burda da duramıyor, eğer verdiğim derslerin bu amaca yönelik bir katkısı yoksa o zaman gayretimi heba olmuş olarak düşünüyor ama yine de koşullandırılmış olduğum öğretim şeklini aşıp bu amaca hizmet edecek yeni usuller geliştirecek cesaret ve birikimi kendimde bulamıyorum.

Bazen öğrencilerimin dersim esnasında “biz bunları neden öğreniyoruz” sorularına cevap ararken, ya da günü kurtaracak bazı cevaplarla onları ikna etmeye çalışırken, bir taraftan kendimin de aynı soruya iç dünyamda bir cevap aradığımı hissediyor ve bunun getirdiği sancıyla kendi meslek kriterlerimi  acımasızca eleştriyorum. Ama her ne kadar vicdanım rahat olmasa da öğrencilerimin şikayetlerini azaltma yolunda dersimi basitleştirmenin, onu daha fazla sıradanlaştıracağını bilsem de mevzuları biraz daha yüzeysel geçmeye, öğrencilerimi daha az zorlamaya çalışıyorum. Bazı öğrencilerim ünivesiteye girmede kendilerinin fizik dersine ihtiyaçları olduğunu bunun için fizik dersi öğrenmelerinin gerektiğini arkadaşlarına izah etmeye çalışıp benim işimi kolaylaştırmaya çalışsalar da, ben asıl vazifemin olayların oluş şeklinden ziyade onların oluş keyfiyetlerini ortaya koyarak, o hadiselerdeki harikulade sanat eserini teşhir etmek olduğunu hatırlıyor ve bu çerçevede ders vereceğim günün bir gün geleceğinin ümidini taşıyorum.

Yukarıdaki girişten de anlaşılacağı üzere, dokuz yılını fizik öğretiminde geçirmiş birisi olarak fiziğin günümüzde kainattaki hadiseleri okuma ve onları ifade etme ve başkalarını aktarma yöntemlerinden pek memnun olduğumu söyleyemem.

Nasıl ki bin liralık antika eser demirciler çarşısında o eserdeki sanattan ziyade kullanılan materyale fiyat biçildiği için bir liralık bir değere sahip oluyor. Aynen öylede kainattaki varlık ve hadiseler de sadece fizik kanunları ve prensiplerı olarak aktarıldığında onlardaki o muhteşem sanat kayboluyor ve müşterisi de ona, bir antikacı ya da bir sanatçı gözüyle bakmaktan çok satın alınıp istifade edilmesi gereken basit bir mal nazarıyla bakıyor.

Evet bütün bilimler ve bunlardan birisi olan fizik elbette kainatı okuyup onu anlama ve başkalarına anlatmanın bir yoludur. Nasıl ki insanlar birbirleriyle diyalog kurmak ya da birbirlerini daha iyi tanımak için konuşma organımız olan dilimizi kullanıyor, aynı şekilde bilimler de biz insanlarla kainat arasında bir diyalog tesis eden, ve kainatın ne ifade ettiğini bize anlatırken, bizim ona cevap verme uslübumuzu belirleyen aracılardır. Ama bu amaç için kullanılan vasıtanın böylesi bir gayeye ulaştıracak mahiyet ve donanıma sahip olması gerekir ki, bu diyalogda yanlış ya da eksik anlamalar ortaya çıkmasın.

Mesela güzel bir müzikle kuru gürültü ikiside aynı ortamda yol alırken, fizik ikisini de aynı prensip ve kanunlarla açıklıyorsa, birisinin insana haz verirken diğerinin insanı rahatsız etmesine değinilmiyorsa, ya da sesin de “yaratılmış” olduğu ve kendisinden beklenilen amacın hasıl olması için onu duyması gereken bir kulağın da Sonsuz Kudret sahibi tarafından yaratılmış olması gerektiği ve bunun da yaratılıştaki mükemmelliğe nasıl işaret ettiğinden bahsedilmiyorsa,  asıl keşfedilmesi gereken şeyi atlıyoruz demektir.

Ya da başka bir bilim dalı olan biyolojide fotosentezle bitkilerin ve ağaç yapraklarının yemyeşil renge dönüşmesi ifade edilirken, dalından kopmuş bir yaprağın aynı ortam ve aynı şartlar altında bulunmasına rağmen aynı canlılığı göstermemesinden yola çıkarak varlıklar üzerinde hakim olan Hay ismine değinilmiyorsa, asıl hedefimiz olan “eşyanın perde arkasını keşfetme” olgusundan epey uzaktayız demektir. 
Hulasa, kendi ruhumuzun aydınlatıcı tayfları altında varlık ve hadiseleri okuyup, Sonsuz Kudret sahibinin o harikulade sanatının resmini çizen bir talim ve terbiye anlayışının kapısını zorlamanın ve  20. asrın materyalist ve dogmacı bilim anlayışına farklı bir renk, tat ve de duyu kazandırmanın zamanının geldiğini düşünüyorum.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google
Konu ile ilgili diğer makaleler:

1 adet yorum yapıldı “Bilimden Beklenen Gaye”

  1. hepsi bizi inşallah büyük rabbimize götürüyor

yorumunuzu aşağıya yazınız.

Üye girişi yapmadan yorum gönderemezsiniz.