DİN VE BİLİM-II

 Osman Yılmaz
 

Madina_002 İslamiyetin getirdiği yani Kur’an kavramlarının bilimde bizlerin ne araması gerektiğini oldukça açık olarak ortaya koymaktadır. Kur’an da “Hak” kelimesinin bilimsel karşılığı “fiziksel gerçekliktir” Aristo’nun ve onun batılı halifeleri fiziksel gerçeklikten çok madde formundan bahsede gelmişler ve gerçekliği dışlamışlardır. Bilim ve gerçeklik arasındaki ilgi Batı bilim felsefelerinde bir mesele olarak görülmemektedir. Hatta denilebilinir ki genel olarak batı felsefelerinde gerçeklik kavramı temel bir kavram olarak yer almamaktadır. Çünkü batı bilim anlayışı genel olarak Yunan düşüncesine dayanmaktadır. Bilim felsefecisi Bechtel’ de bu gerçeği şu şekilde anlatmaktadır.

 
 

 

 

“ Milattan önce beşinci ve dördüncü yüzyıllarda yaşamış olan, üç yunanlı felsefeci, batı dünyası için bilim ve felsefi düşüncenin gündemini büyük ölçüde hazırlamışlardır.” Nefes” kavramı oldukça büyük teorilerin, maddenin oluşumu ve aynı zamanda maddenin gelişine ilişkin yeterli gözüken bir kavram olarak durmaktadır. Bu kavram aynı zamanda yüksek değişimi ifade etmektedir. Yani yukarıda tanımlanan “bilim değişimi, din ise durağanlığı ilke edinir” tanımlamasına da bir cevap niteliği taşımaktadır. Nefes İslam düşünürlerine göre Allah’ın (cc) masivayı yaratırken bunu nasıl yaptığına dair kestirmeleridir. Sanki bir insanın nefes alışı gibi Allah(cc) bütün kainatı bir nefeste kendinde toplar diğer nefeste ise; insanın nefes verişi gibi bütün kainatı yaratır. Bu sanırım kuantum teorisinin de çıkmazlarına ışık tutacak nitelikte bir kavram tanımlamasıdır. Çünkü elektron ve kuarklar yörüngede kesiklidirler. Yani devamlı takip edilemezler. Bir ölçümde yörüngenin bir noktasında yakalanan elektron, bir süre kaybolduktan sonra, yörüngenin başka bir noktasında başka bir noktada tekrar gözlemlenmektedir. Bu ise maddenin süreksiz olduğunun kanıtıdır. “ Nefes “ Kavramı ise elektron ya da kuarkların yokken nerede olduklarını bize anlatmaktadır. Maddenin gidiş gelişi ise başlı başına bir değişim ifadesidir. Yörüngenin aynı noktasında hiçbir zaman yakalanamayan elektronun her fiziksel durumu bir değişim geçirmiştir. Enerjisinden tutunda konumuna kadar değişim göstermiştir. Yani değişimi kabul etmeyen din nasıl olduysa değişimi oluşturan temel nitelik haline gelmiştir. Bilimin en son noktasında varacağı nokta zaten dinin kurallarıdır. Bilimin son doğrulara ulaşması için çaba göstermesinden daha doğal bir şey olamaz. Tabiki nihayete ulaşmak için kendini defalarca yalanlayacak ve değişim geçirecektir. Elbette kuşkucu sorular sorup doğruyu arayacaktır. Çünkü insan aklı sınırlıdır. Bir düşünmeyle doğruyu bulması mümkün değildir. Kuşkucu sorular dinin küçüklüğünden değil, insan aklının sınırlılığındandır.

Kur’anın bize getirdiği kavramlar bunlarla da sınırlı değildir. Örneğin; “

Bugün klasik fiziğin prensiplerinin doğruluğunun kesin olmadığını biliyoruz. Bir hükmün, prensibin veya ifadenin kesin doğru olması için gerçekliği ifade etmesi gerekir. Gerçekliğin algılanması da ancak mükemmel, yani kusursuz bir kavram sistemi içerisinde olur.

Aristo ile en gelişmiş şeklini alan eski Yunan düşüncesini Avrupa’ya taşıyan Klasik Devir Müslüman bilginler de ; Farabi, İbni Sina, İbn Rüşt bu düşünce sistemlerinden etkilenmişlerdir. Eski Yunan düşüncesinin tesirleri sadece felsefi alanda kalmamış, kelam ve akaid tartışmalarına kadar girmiştir. Bu etkilenmenin boyutlarından bir tanesi de “Hak” kelimesi yerine “vucut” kelimesinin kullanılmasıdır. Yani fiziksel gerçekliğin yerini Aristo felsefesine benzeterek, varlık kelimesine dönüştürmüşlerdir. Bu devir de İslam alimlerinin bu düşüncelerden etkilenmeleri tabiî ki kaçınılmazdır. Çünkü bu düşünce sistemi o zaman için gayet gelişmiş, bir çok fizik problemine ışık tutuyor, hatta çözümlemeler için yol dahi gösteriyor. Örneğin Aristo etkiye karşı bir tepki kuvvetinin olacağını söylüyor, yani fiziğe yol gösteriyordu. Bu İslam alimlerine de çok teknik ve gelişmiş olarak gözüküyordu. Buna oklit uzay geometrisi ve mantık da eklenince bu durum İslam alimlerine çok gelişmiş bir düşünce sistemi olarak geldi ve bunları düşünmeden aldılar.

Müslümanlar bu mirasa sahip çıkarken, ne yazık ki farkında olmadan, kendilerine Kur’an ile gelen kavram kazanımlarını unutmuşlardır. Nitekim bu uzaklaşma, İslam düşünce geleneğinde parlak bir başlangıçtan sonra, etkisini yavaş yavaş göstermiş, İslam düşünce sistemi yani Kur’an kaynaklı düşünce sistemi duraklama dönemine girmiştir. Hala öz kaynağımız üzerinde düşünce sistemimiz açılmış da değildir. Kavramların erozyona uğraması İslam coğrafyasında farklı insan tipinin yetişmesine neden olmuştur. Yetişen çocuk, kavramları farklı, davranışları farklı ebeveynlerle karşılaşmış, söylediğini yaşamayan büyükler ordusunun, küçükler üzerinde kavramların tamamen içinin boşaltılmasına neden olmuştur.

Bilgi ile gerçeklik arasındaki ilişkinin bu şekilde kopması İslam medeniyetinde bilim ve felsefe çalışmalarının farz oluşunu, hatta meşruiyetini hukuki temellerinden koparmış ve sonunda bu medeniyette araştırma geleneğinin ortadan kalkmasına neden olmuştur. Oysaki bilimsel araştırma geleneği İslam medeniyetinden Batı medeniyetine sirayret etmişti. İslam medeniyetinin araştırmayı bırakması, bu mirasın üzerine konan Batı medeniyetinin de gerçekliği terk etmesi, bilimle gerçeklik arasındaki alakayı iyice koparmıştır.

Günümüzün bilimi kavramsal yetersizlikten dolayı çıkmazdadır. Özellikle kuantum teorisindeki çözümsüzlükler bilim adamlarını bu teoriyi sınırlamaya kadar itmiştir. Bir yüzyıldır bütün fizikçilerin araştırma konusu olan elementer parçacıkların hala – kütlelerinin ve diğer kuantum özelliklerinin bilinmesine rağmen – matematiksel ifadeleri, yani matematiği üretilememiştir. Bu konuyu isterseniz Felsefeyi en iyi bilen fizikçilerden olan Heisenberg’den dinleyelim.

Heisenberg kuantum fiziğindeki kavramsal çelişkinin çözümünü Heraklit’in “oluş” kavramında ve zıtların birliği prensibinde görmektedir. “Burada şunu söyleyebiliriz ki modern fizik bir bakıma Heraklit’in doktrinlerine çok yakındır” Diyerek Çözümün mistisizme doğru kaydığının sinyallerini vermektedir.

Heraklit’in ‘Ateş’ kavramı ile fizikteki enerji kavramları arasında benzerlik kurarak, enerji ile madde arasındaki dönüşümleri bu felsefecinin ‘oluş’ kavramına kadar dayandırmaktadır. Heisenberg modern bilimle Yunan felsefesi arasında çok önemli bir fark olduğuna dikkat çekiyor ve şunları söylüyor.

“Modern bilimle Yunan felsefesi arasında çok büyük bir fark vardır. Bu fark modern bilimin deneyci yaklaşımıdır. Galileo ve Newton zamanından beri modern bilim, tabiatı kapsayıcı bir şekilde incelemek ve sadece deneylerle sağlanmış veya en azından sağlanabilecek hükümler öne sürmek postülası üzerine kurulmuştur.”

Burada Heisenberg’in deneysel metodu Galileo ve Newton’a dayandırması dışında diğer fikirlerine bizde katılıyoruz. Çünkü deneysel metodu dünya bilimine Müslümanlar sokmuştur. Nedense batılılar bunu pek kabul etmezler.

 

Bu konuya biraz daha etraflıca bakıldığında, maddenin ışınsal olarak gidip geldiği göze çarpmaktadır. Maddenin bu dünyaya gelişi hologram ışık şeklindedir. Bu konuda Cern’de yapılan araştırmalarda kuark’ın 10-24s gibi kısa bir sürede yörüngesinde belirdiği ve yine aynı zamanda yörüngeden kaybolduğudur. Bu durumu Mevlana şu şekilde anlatmaktadır. İnsanın duvarda oynayan resimlere benzediğini ve maddenin varlıktan yokluğa devamlı gidip geldiğini defalarca vurgulamaktadır. Yine aynı olayı Muhyiddin Arabi Fususil Hikem adlı eserinde Mutezile Mezhebinin imamlarına kızarken dile getirmektedir. Mutezile imamlarının Allah’ın evreni yaratıp kendi haline bıraktığını savunmaları Arabiyi çok kızdırmış ve “sizler göremiyorsunuz, masiva sürekli gidip gelmektedir.” Diye tepkisini dile getirmektedir. Yani Allah’ın heran evreni yaratmaya devam ettiğini söylemektedir.

Bu kavramları çoğaltmak tabi ki mümkündür. Tayyi zaman ve tayyi mekan, birden çok alem ve bu alemlerin iç içe geçişi, sema, tavaf, Allah’ın isimleri……vb……………………….

 

 

 

Osman Yılmaz

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.