Hayvan Figürlü Şekerlemeler-Kültürel Yozlaşmada İlk Adım Olarak Görülmeli-2
Yazan : A. Turan Öztürk | Yayınlanma tarihi: Nis 08 2006 | Kategori: Psikoloji
Fert, fert kendimize şöyle bir soru sorsak: “İçinde yaşadığımız toplumdan, aileden, iş ve arkadaş çevremizden, dilimizden, dinimizden, değerlerimizden bizi uzaklaştırsalardı neler hissederiz?”
Bir başka soru daha; “Bizi değerlerimizden, inançlarımızdan, yaşadığımız ve ait olduğumuz toplumdan uzaklaştırmak mümkün mü?’’
Bir toplum olarak, kendimize ait değerler sistemini kuramamış; bizi biz yapan ortak davranışları geliştirememişsek, ciddi bir kimlik karmaşası içindeyiz demektir. Böyle durumda, toplum olarak kendimize bir yön çizmeliyiz; diğer toplumlarla özgür, bağımsız ve sıkı ilişkiler kurmada başarısızlıklar gösterebiliriz. Bunun sonucu olarak yalnızlık duygusu (Türk’e Türk’ten başka dost olmaz!) içinde bocalar dururuz. Kendi içimize kapanır, üçüncü dünya ülkeleri haline geliriz. Bütün bunların yaşanmaması için sınırları belli, kendimize özgü milli bir duruş, milli bir kimlik oluşturmalıyız. Bu millilik, diğerlerini yok sayan, ötekini daha da ötekileştiren anlayıştan uzak: diğerleriyle hoşgörü ve karşılıklı menfaat ilişkisi içinde olan bir milliliktir. Millilik, ötekini bize göre tanımlayan bir anlayıştan çok, ötekini kendi tanımı içinde kabul etmektir.. Fakat bu kabul etmek, ötekinin etine, kemiğine bürünmek; onunla özdeşleşmek; onun kazanında kaynamak değildir. Bütün bu olumsuzlukların görülmemesi için, kendimize ait bir kimlik oluşumu vacip görülmektedir. Yetişkin, aklı başında bir insanın, kimlik geliştirmemiş üç, dört yaşındaki bir çocukla ilişkisi, nasıl ki yetişmiş insanın lehine; çocuğun da aleyhine oluyorsa; aynı durum uluslar arası kültür alış verişinde de, milli bir kimlik geliştirememiş toplumların aleyhine olmaktadır.
Varsayalım ki bize özgü bir kimlik geliştirdik. Dış dünya ile eşit şartlarda iletişim ağına girdik. Bu kimliği, çağın şartlarına göre muhafaza etmek her daim mümkün mü? Hayır! Siz, toplumu bir arada tutan bağlayıcı unsurları sık sık tartışmaya açarsanız; siz ayrıntılara dikkat etmeden gelişi güzel mallar üretirseniz; yeni nesillerle bağınızı koparacak; kimliğinizin kaybolması kolaylaşacaktır. Her toplumun, kendine özgü bir sosyal şuur altı vardır: Bu şuur altı, davranışlarını şekillendirir: Örneğin, kurban bayramında kurban kesmek; domuz, yılan, solucan, kurbağa, timsah etinden uzak durmak gibi. Siz bu değerleri, kitle iletişim araçları yardımıyla, kamuoyu önünde sık sık tartışmaya açarsanız; yeni yetişen nesilde değerlere karşı şüpheyle bakılabilir; gerekirse yok sayılabilir şuuru (bilinci) gelişir ki; bu milli kimliği zedeler. Bu durum, bir noktaya kadar telafi edilebilir; esas daha tehlikeli olanı; daha küçük yaştaki çocuklarımıza sunulan gıdalar ve gıdalara karşı geliştirilen tepkilerdir.
1980’li yılların sonlarından 2005 in sonuna kadar geçen süreçte, Kayseri, Sivas, Tokat, Aydın, İstanbul, Bursa, Ankara, Kırıkkale gibi illerde pek çok aile, çocuk ve gençlerle görüşme yaptım. Söz konusu illerdeki ailelerimizi rasgele örnekleme yoluyla belirledim. Bilimsel yöntem aşamaları konusunda yapılacak her türlü eleştiri karşısında savunma yapacağımı (haklısın, buda olmamalıydı diyeceğimi önceden ifade etmeyi), bilim ahlakı adına kendimi borçlu hissediyorum. Pek çok konuda eleştirici yapılabileceğini hesaba katıyorum. Fakat benim esas arz etmek istediğim mesele (küçük bir ayrıntı görünmemeli), toplum olarak (dikkat buyurun, devlet olarak demiyorum; devletin müdahalesine karşıyım.) nasıl bir kültür emperyalizmiyle karşı karşıya olduğumuza dikkat çekmek, toplumun ortak değerlerinin nasıl sinsice aşındırılmaya çalışıldığını göstermektir.
Yaşadığımız topraklarda ortak davranışlarımızdan biri de yenmesi yasak (haram) olarak kabul ettiğimiz hayvanların etinden, sütünden, derisinden yararlanmamaktır. Nedir bu hayvanlar? Bu hayvanların tamamını tek tek saymak mümkün olmayabilir. Burada bazılarından söz edelim;
Domuz, yılan, kurbağa, solucan, akrep, timsah, fare, ayı… bu hayvanlardan bazılarıdır. Bu hayvanların kendilerini doğrudan bu ülke topraklarına sunamayanlar; sinsi bir oyunla, çocuklarımızı hedef almışlardır. Şekerleme adı altında, söz konusu hayvanların figürlerini kullanan zihniyet, çocuklarımızın bilinçaltına girmektedir. Bugün için anormal görülen bir davranış değerlerin, altının oyulmasıyla, yarın normal bir hale getirilecektir. 19–20 yıllık bir süre içinde bu şekerlemelerle yetişen çocukları, aileleri bazında gözlemlediğimizde; bir önceki nesle göre göreceli olarak, bu hayvanların da yenebileceği düşüncesinin zihni alt yapısının geliştiğine ne yazık ki şahit oluyoruz.
Öğrenmede pek çok duyu organı kullanılırsa, öğrenme daha kalıcı olur. Şekerlemelerde renk, şekil, tat ve esneklik çocuklarda pek çok duyu organının kullanılmasına imkân verecektir. Zihinde oluşan duyumsamalar, artık dış nesnel gerçekliğin bir parçası olmuştur. Çocuk, maymun veya domuz türü bir şekerlemeyi yalnızca renk, şekil, tat ve esneklik olarak değil, bir bütün olarak algılama eğiliminde olacaktır. Bu ise, o nesnenin aynadaki görünümünün zihnimize yansımış hale gelmesi demektir. Algılanan, öğrenilen nesnelerin zihinde yerleşen bu sembollerine imge (hayal) denir. İmge, duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin, bilince yansıyan benzeridir. Bir başka ifadeyle, duyusal bir uyaran olmaksızın bilinçte beliren nesne ve olaylardır. İmgeler, bellekte kodlanarak saklanır ve gerektiğinde yeniden bilinç yüzeyine çıkarılabilir. İmgelerin yeniden canlandırılmasına tasarım (tasavvur) denir. Tasavvur etme, göz önüne getirme, şekillendirme demektir.
Biz, bir nesneyle ilgili düşünce geliştirirken, o nesnenin parçaları arasında bir bağ kurarız. Örneğin, bir elmayı ele alalım, elmayı düşünürken, onu diğerlerinden ayıran özellikleri, elmanın kokusunu, şeklini, rengini ve tadını bir bütün olarak hayal ederiz. Bu durum, algılama yoluyla oluşmuştur. Algılamayla, o, bir kez oluştu mu artık doğrudan doğruya dış dünya ile ilişkisi yoktur. Daha soyut bir nitelik gösterir. Bellekte depolanan bilgiler, simgeler düşünme sırasında sanki sahneye çıkan oyuncular gibidir. Yeni yetişen nesil, atalarının bugün haram kabul ettiği bir nesneyi, yukarıda anlatılan algılama süreçleri yardımıyla zihni bir formata sokacak, nesneleri atalarından farklı algılayacaktır
Duyumların ve buna bağlı algılamanın, kültürün oluşumuna kaynaklık ettiğini bilen zihniyet; şekerleme adı altında çocuklarımızda yeni bir kültür oluşumuna zemin hazırlamaktadır.
Küçük yaştaki çocuklarımız tarafından tüketilen bu şekerlemeler, çocuklarda yeni bir şekil ve tat algısı oluşturmaktadır. Uzun süre aynı şekilde alınan tat alma duyumu; zihinde yeni bir tanımlama, örgütleme ve kavrama sürecine girmektedir. Şekil ve tat ilişkisi, beyinde ortak bir bağ, ortak bir değer oluşturacaktır. Bu ortak bağ ve değer, yeni çağrışımlar geliştirecektir. Örneğin; çok açıkmış bir çocuğa annesi, tarafından pişirilen bir bulgur pilavının tadı, uzun yıllar hatıralardan silinmeyecektir. Bu kişi, ileride bulguru hiç kullanmayan bir kişi ile evlilik yaptığında, zihindeki bulgur ile tat ilişkisi, bütün pirinç pilavlarının üstünde olacaktır. “Annemizin pilavı” hiçbir zaman tahtını kaybetmeyecektir. Aynen burada olduğu gibi, çocukluk çağındaki tat alma duyusunun meydana getirdiği tat algısı da, ilerideki davranışlarımızı etkileyecek ve belki de belirleyecektir. Etkilediği ve belirlediği, gün yüzü gibi açıktır. Yirmi yaş kuşağı ve altı gençlere ve bir de gençlerin büyüklerine, “Şu eşya domuz kılından yapılmıştır.” Bu konudaki düşüncenizi öğrenebilir miyiz, diye sorulduğunda verilen cevaplar ve tepkiler, aynı ve hatta yaklaşık olmamaktadır. Ana-baba tarafından ne kadar itici bulunursa bulunsun, gençlerde çok çekici olmasa da ebeveynleri kadar itici olmamaktadır. Bu vurdumduymazlık, yeni kültür boşluğu doğurmaktadır. Kültür boşluğunu doldurmak, ise kültür boşluğu açan zihniyete nasip olmaktadır. Öpmeye, koklamaya kıyamadığımız çocuklarımızın bize ait, bizim gibi olmalarını, ama bizden daha gelişmiş olmalarını arzu ediyorsak; onları geleciğimiz olarak görmek istiyorsak, yedikleri, giydikleri nesnelerin sağlık, temizlik, sıhhî özelliklerine; haram, helal olup olmadıklarına dikkat ettiğimiz kadar; ileride ne gibi bilinçaltı kayıplarına ve kirlenmelerine yol açabileceğine de dikkat etmeliyiz.
2 Responses to “Hayvan Figürlü Şekerlemeler-Kültürel Yozlaşmada İlk Adım Olarak Görülmeli-2”
Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.
on 14 Nis 2006 at 9:49 pm 1 rifki said …
yazinin icerigi ile degilde, sitedeki yazi formati ile ilgili olacak yorumum.
yazi fontu oylesine kucuk ki adeta beni okuma diyor.
iri puntolarla yazin varsin yazi uzun gorunsun.
on 15 Nis 2006 at 11:00 am 2 Webmaster said …
Uyarınız için teşekkürler. Bazen gözümüzden kaçabiliyor. Gerekli düzeltmeyi yaptık.