İnancın iklimde gelişen bilim

resim1
Bilimsel bir bulgunun serüveninden kısaca bahsetmek istersek; önümüze gelen son formülleşmiş bir fizik yasasının daha önceden nelerden esinlendiğini, bu bulguya nelerin kaynaklık ettiğini biraz irdeleyelim.
Yeryüzündeki kültürel farklılıklar fizik biliminin de farklılıklar göstererek gelişmesinin temel nedeni olarak gözlenmektedir. Klasik fizik diye adlandırdığımız, Newton’la özdeşleşmiş makro fizik yasaları batı kültürünün bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Kuantum fiziğinin gelişmesinde etkin olan doğu mitsizimidir. Doğu mistikçilerinin hayat anlayışları, yeni bir fizik anlayışına bilim çevrelerini götürmüştür. Önceden durağan kabul edilen evren, batı kültürünün bir sonucuydu. Hatırlanacak olunursa Galileo’nun’ dünya yuvarlaktır ve dönüyor’ demesi onu ömür boyu ev hapsinde kalmasına neden olmuştu. Eğer ki bu batılı manada bir görüşten vazgeçilmeyip, ısrar edilmiş olsa idi bu günkü fizik biliminin buralara gelmesi de hayal olurdu.
Doğu mistisizminin ana düşüncesi, dünyadaki bütün fenomenleri(dışa vurum) aynı gerçekliğin farklı belirişleri olarak kabul etmektir. Söz konusu olan varlık, evrenin özü olarak kabul edilmekte ve gözlemlediğimiz bütün olayların ve nesnelerin çokluğunun temeli ve de birleştiricisi olarak değerlendirilmektedir. Hindular bu varlık ya da gerçekliğe ‘BRAHMAN’, Budistler ‘DHARMAKAYA’(var oluşun bedeni) ya da ‘TATHATA’(varlık) derler. Bu varlık ya da gerçeklik’te kendisini dışa vurma arzusu yatmaktadır. Yani devamlı olarak var olup, yok olmakta ve kendisini daima değiştirmektedir. Doğanın özünde bulunan bu değişim arzusu, başka deyişle doğayı oluşturmakta olan gerçeklik yada varlığın daima kendisini değiştirmek arzusunda oluşu, kuantum fiziğinin temel dinamiği olmuştur. Bu düşünüşün doğayı okumaktaki kabiliyeti diğer kültürlerin bir anda üstüne çıkmış ve doğu mistisizmi bir anda revaçta bir görüş olarak parlamıştır.
Gerçekliğin dışa vurumu olarak, gerçeklik çok dinamik bir yapıya sahiptir. Yani evren şaşırtıcı bir hızla devingendir. Bütün doğu okullarının hedefi, evreni dinamik bir halde yakalayabilmektir. Evrenin karakteri ise sürekli hareketli kalmak ve her zaman hareket halinde olmaktır. Aynı zamanda evren bir akış ve değişim bütünü olarak kabul edilmelidir. Bu akış ve değişimin sonucunda bütün varlıklar, kozmik ışımanın varlıksal boyutlarına indirgenmiş hali olarak algılanmaya başlanmıştır. Bu düşünüşlerin sonucunda ‘KARMA’ fikri ortaya çıkmıştır. ‘karma’ hareket anlamındadır. Tüm fenomenler arasında hareketli ya da dinamik bir etkileşimin varlığı karma görüşü tarafından kabul edilmektedir. ‘Tüm hareketler, zaman içinde ve doğadaki bütün kuvvetlerin karışımı ile oluşurlar’. Dikkat edilirse, bu görüş fizik biliminin tamamıdır. Çünkü doğadaki kuvvetlerin tamamı, sonucunda bir fiziki hareket meydana getirirler. Dört temel kuvvetin meydana getirdiği çeşitli hareket tipleri mevcuttur. Sabit olan bir cisim için, ideal ortamlarda hareket için kuvvet şartı mutlaktır.
Özet olarak; mistisizm öğretisi, organik, büyüyen ve ritmik olarak hareket edebilen, daima akıcı, yani değişim içerisinde olan bir dünya görüşüne sahiptir. Onlara göre buradaki bütün durağan varlıklar hayalidir. Dünyadaki hayali varlıklara bağlanmak da, ızdırapların başlıca nedenleri olarak görülür. Dünyaya bağlanabileceğimiz kadar değerli ve önemli, hiçbir şeyin bulunmadığını da ortaya atmışlardır. Bir mistikçi, hayatın akışına ayak diremekten çok, hayatın akışına ayak uydurandır. Yani ritmik danslarına katılan, hareketine eşlik edip, kozmik frekansı yakalayandır.
Mistisizmin bu dinamik niteliği, onun şu anki gözüken en önemli özelliğidir. Doğu mistikçileri evreni, aralarındaki bağıntıların durağan olmadığı, dinamik bir biçimde örülmüş olan ve birbirinden ayrışamayan bir ağ olarak görmektedirler. Yani kozmik ağ hayat doludur. Hareket eder, büyür ve sürekli olarak değişir. Modern fizik de evreni, tıpkı buna benzer bir ilişkiler ağı olarak kabul eder. Kuantum kuramında, maddenin dinamik yönü, atom altı parçacıkların dalgasal doğalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca mistik görüşün, izafiyet teoremine de önemli katkıları olmuştur. Çünkü burada uzay-zamanın birleştirilmesinde, maddenin varlığının, maddenin yaptığı hareketten ayrılamayacağı gösterilmiştir. Yine hepimiz biliriz ki kuantumda madde dalgaları diye bir teorem vardır. =h/p ‘Her hareketli parçaya bir dalga eşlik eder’ diye kısaca açıklayabileceğimiz, bu teorem de mistisizmi doğrulayan bulgulardır.
Kuantum kuramına göre parçacıklar, aynı anda da birer dalga gibidirler. Bu özellik ise onların çok özgün bir davranış sergileyecekleri anlamına gelir. Örneğin atom altı bir parçacık, küçük bir uzay bölgesine sıkıştırıldığında, buna çevresinde dönme ile cevap verir. Haps olma bölgesi ne kadar küçükse, parçacık bu bölgenin içinde o kadar hızlı dönme ile cevap vermektedir. Bu davranış tipik bir ‘ kuantum etkisi’ örneğidir. Bize, dışarıdan bakıldığında hareketsizmiş gibi gelen, büyük kütleler, aslında iç dünyalarına çok büyüten bir mercekle bakıldığında, çok karışık hareketler yumağı olarak gözükecektir. İşte bu hareket, sürekli devingenlik anlamına gelmektedir. Çevremizdeki bütün maddesel varlıklar, birbirleriyle atomik düzeyde ilişkiler kurarlar. Bu ilişkilerden, moleküler yapının olağanüstü çeşitliliği ortaya çıkar. Bu oluşumları meydana getiren proton ve elektronların birbirlerine bağlanışları, çekirdek kuvvetleri ve elektriksel kuvvetlerle olmaktadır. Bilindiği gibi doğada 4 temel kuvvet vardır. Bunlar:
1-Nükleer kuvvet
2-Elektriksel kuvvetler
3-Magnetik kuvvet
4-Kütle çekim kuvveti.
İlk işlevleri olarak, en güçlü kuvvet, nükleer kuvvettir. En zayıfı da kütle çekim kuvvetidir. Nükleer kuvvetler, çok güçlü olduklarından, ilişkide bulundukları parçacıkları oldukça küçük hacimlere sıkıştırırlar. Örneğin, atomun çekirdeğini bir arada tutan kuvvetler bu kuvvetlerdir. Bu nedenledir ki, iki proton birbiri çevresinde akıl almaz bir hızla dönerler. Ortalama c/4 kadardır. Yani bir protonun dönüş hızı saniyede 75 km/s kadardır. Tabi ki bu ortalama bir hızdır.
Elektriksel kuvvetlerin güçleri, nükleer kuvvetlere göre biraz daha zayıf olmalarına rağmen, onlarında hatırı sayılır bir kuvvet olduğu bir gerçektir. Elektronlar çekirdek çevresinde bu kuvvetle çekirdeğe bağlı olarak dönerler. Daha zayıf olduklarından, elektronları proton kadar küçük bir hacme sığdıramazlar. Bu nedenle atomun yarıçapı, çekirdeğin yarıçapından çok büyüktür. Yani elektron protona göre daha geniş bir alanda döner. Dolayısıyla hızı da protonun hızından çok daha küçüktür. Bir elektronun çekirdek çevresindeki dönüş hızı ortalama 11 km/s dir.
Kütle çekim kuvveti ise zayıf bir kuvvet olup, büyük kütleler arasında kendini hissettiren bir kuvvettir. Küçük kütleler arasında da elbette mevcuttur, ama çok zayıf olduklarından ihmal edilirler. Kendisine bağladıkları cisimleri, zayıf olmaları nedeni ile çok büyük yarıçaplarda döndürürler. Bunun sonucunda, dönüş hızları da oldukça küçüktür. Örneğin, dünyanın güneş etrafındaki dönüş hızı yaklaşık, ortalama olarak 30 km/s dir. Bu hız Güneş ile Dünyanın ortalama yörünge yarıçapı düşünüldüğünde, elektron ve protonun dönme hızına göre çok küçük bir hızdır. Bir proton 75 km/s’lik hızla proton çevresinde oldukça büyük sayılarda tur atmakta iken, ya da bir elektronun çekirdek çevresindeki tur sayısı ortada iken, dünya bir yıl gibi uzun bir zamanda bir turunu ancak atabilmektedir.
Kütle çekiminin diğer büyük kütleler arasında da olduğu varsayıldığında, güneş sistemimiz, galaksi odağı çevresinde ortalama 250 km/s’lik hızla döndüğünü ve bu dönüşlerin her çekimsel kuvvetlerin olduğu yerde var olduğunu ve mikro’dan makro’ya her varlığın muhteşem bir ahenk içerisinde dönme hareketinde bulunduğu görülmektedir. Hareketin çeşidinin dönme devingeni olması da ayrıca bu hareketlere ayrı bir esrar katmaktadır.
Sonuç olarak İslam ve Türk kültürüne bakıldığın da ise Hac ibadetinden, Mevlana’nın Sema hareketlerine kadar hepsinde, hep evreni anlamaya ya da evrenin yaşayan hareketlerinin tekrar edildiğini düşünmekten insan kendini alamıyor. Çünkü var olandan hiçbirisi dönmeden edemiyor.
Aslında doğu mistisizmi, bu verileri kendi din öğretilerinden almaktadır. Yer yüzüne gönderilmiş bütün dinler, İslam dinidir. Ne var ki bütün bu dinlerin asılları bozularak, adları da İslam olmaktan çıkıp, Hıristiyanlık, Musevilik ..gibi adlar almışlardır. Aslen böyle bir din ya da dinler yoktur. Yer yüzüne gönderilen tek din İslam dinidir. Budizm ya da diğer dinler aslı bozulmuş İslam dinidir. Bu nedenledir ki, İslamiyet, yer yüzeyindeki bütün doğru din öğretilerini kapsar. Yani doğu-batı bütün mistik düşünceleri kapsar. Bütün bu anlattıklarımız, İslam medeniyeti ve kültürü içerisinde mevcuttur. Öyleyse biz neden ilmi gelişmelere ön ayak olamıyoruz? Sorusunun cevabı; batının terk ettiği değerleri, batılılaşmak için zoraki yaşıyoruz da ondan.

OSMAN YILMAZ

Comments are closed.