İnsan dediğin-5
Bunların reddettikleri bütün bu evrenlere, bizim üstatlarımızın her an gidip geldikleri ise su götürmez bir gerçektir. Mesnevi 4.ciltten alınan aşağıdaki satırlar, iki evren ya da daha çok evrenler arasındaki ilişkileri gözler önüne serdikleri gibi, ışık hızının aslında diğer hızlara göre çok da büyük bir hız olmadığını açıkça ifade etmektedirler.
- Miraç edenlerin safında durursan yokluk, seni Burak gibi göklere yüceltir.
- Yere mensup ve ancak aya kadar yüceltebilecek miraç değildir bu.. Kamışı şekere ulaştıran miraca benzer bu.
- Bu miraç, buğunun göke ağması gibi bir miraç değildir. Ana karnındaki çocuğun bilgi ve irfan derecesine ulaşmasına benzer.
- Yokluk küheylanı ne de güzel bir Buraktır. Yok olduysan seni varlık makamına götürür.
- Dağlar, denizler ancak tırnağına dokunabilir. O derece süratlidir. Duygu alemini derhal geride bırakıverir. (Duygu evreninden kasıt, bizim içerisinde yaşadığımız görünür evrendir. Yani reel evren.)
- Ayağını gemiye çek de can sevgilisine giden can gibi oturduğun yerde yürüye dur.
- Elsiz ayaksız evveline evvel olmayan Allah’a kadar git. Canların yokluktan, elsiz ayaksız varlık alemine koştukları gibi.
Sanırım duygu evrenini bir anda geçebilecek bir araç ya da canlının hızının, ışık hızının milyar katları olması gerektiğidir. Bunu yokluk bineği Burak’ın başarması ise ışık hızının devamlı aşıldığı sonucunu bize vermektedir. Bizler bilimin yönünü kasıtlı olarak bir taraflara çevirebiliriz, ama sadece bilime vakit kaybettiririz. Durdurmamız imkansızdır. Capra’nın Aristo’ya kızdığı gibi, bizi ışık hızına sıkıştıranlara da elbet bir kızan olur. Çünkü Aristo, fiziğin yolunu bu şekilde tıkayarak, elektromağnetizmanın gelişmesini oldukça geciktirmiştir. Şimdi kütle yada başka kavramların ışık hızı duvarına çarptırılarak, imajiner kısımları yok sayılarak, EVRENLER FİZİĞİ geciktirilmektedir. Yine Kuran-ı Kerim’in haber verdiği bazı zaman aralıklarından bir melek ya da diğer evren cisimlerinin hızları hakkında yorum yapma imkanı da vardır. Bütün bu hızların hepsinin de ışıktan daha hızlı oldukları açıkça görülecektir. Kendinizi görünür, yani tanımlanabilir evrenin merkezinde varsaysanız bile, bu evrenin yarıçapının ışık hızının çok yüksek katları olduğu da artık bilinen bir gerçektir. Hiçbir araştırma yapmadan biraz düşünüldüğünde dahi insanın, ışıktan daha hızlı bir yönünün olduğu gün gibi ortadadır. Bu nedir derseniz? ‘Düşünce hızıdır’. Düşündüğünüz anda, düşündüğünüz yerdesinizdir. Şu anda buradayım, düşündüm bize en yakın galaksi etrafında kendimi dolaşıyor olarak hayal ettim ve oradayım. Bir anda ne kadar yol aldım biliyor musunuz? Milyar ışık yılları kadar yol aldım. Güneşteyim, ışığın 8,3 dakikada aldığı yolu bir anda aldım. Ayrıca insan düşündüğü anda duygu ve varlık evrenini terk etmiş, hayal evrenine düşüncesiyle ulaşmıştır. Evrenlerin en dar ve sıkıcı olanı ise bizim evrenimizdir. Diğerlerinin daha geniş ve büyük olduğunu düşünürseniz, aslında siz çok büyük yollar alıyorsunuzdur. Devamlı tekrar etmek istemiyorum ama düşüncenin maddeyi doğuran en temel etken olduğu düşünüldüğün de, düşünce hızının madde hızı olarak alınabileceği de ortadadır. Şu halde ben düşünüyorum, düşünüyorsam ışıktan daha hızlı yönümü ortaya koyuyorum. Düşüncemle hayal evrenine mesajlar çekiyorum. Karar verilmiş kati düşüncelerimi oluşturuyorum. Yada yaşantılarımdan benim hangi olay karşısında ne yapacağım belli. Yani bir tekdüze yaşama sistemim var. Sanki robot. Hayatımda etki- tepki yasasından başka bir şey yok. Her şey otomatik çalışıyor. Düşünce sistemim belli. O zaman önüme gelecek olaylar da belli. Sizlerinde düşündüğü gibi ışıktan hızlı çalışan tanecikler yada dalgalar hayatımızın bir parçası durumundadır. Öyleyse nedenden önce oluşacak bir sonuç yapısına, insan doğduğunda sahiptir. Yine söz dönüp dolaşıp iyi düşünme egzersizine geliyor. Yukarıdaki mektup örneğinde olduğu gibi, insan aslında düşündüğünü yaşıyor diyebiliriz. Mesajı alan varlığın yaratan olduğunu düşünecek olursak, sizin düşünceleriniz yaratana çekilen bir mesajdır işte. Mesajı çekmeyi düşündüğünüzde, daha çekmeden, bütün bu olayları ışıktan hızlı yönünüzle yaptınız. Işıktan daha hızlı hareket eden parçalarınız, daha çekilmemiş mesajınızı yaratana iletmiştir. Yaratan bu mesajlarla yaşayacağınız olayları sizden önce bilip tespit ederek; daha siz o işi yapmaya karar vermeden önünüze getirebilir. Mektuptaki ikinci şahsın, size daha göndermediğiniz mektubun cevabını yazması gibi. ‘Siz kendi durumlarınızı düzeltmedikçe, Allah(cc) sizin durumunuzu düzeltmez’ ‘Siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz’ Bu ayetlerden de açıkça anlaşıldığı üzere, Allah’ın(cc) insana verdiği hareket serbestisi azımsanamayacak boyuttadır. Yani çoğu iş yaptıklarımızın semeresidir. Zaten sözde ‘amelin semeresi’(Mevlana) değil midir? Burada düşündüğünüz her şeyin, daha siz o fiili yapmaya başlamadan önce, sizin düşünmeniz doğrultusunda sonucunun tespit edildiğine dikkat ediniz. Yaratanın insanın nasıl yaşayacağını önceden bilip, tespit etmesi, yani kader inancı da bu olsa gerektir. Fakat bütün istekler ve yaratılma onun süzgecinden geçtiği için, izin verilmeyen düşünce ve davranışlar vardır. Hani Nasrettin Hoca’nın bir fıkrası vardır. Kendi merkebi ile bir yere giderken, merkebinin diğer merkeplerin dışkısını kokladığını görür. Bütün dışkıları toplayarak, merkebinin yem torbasına doldurur. Hadi ye bakalım der. Merkep torbadaki dışkıları yemeyip, kafasını sallayarak yem torbasını düşürmek ister. Bu arada Hoca, neden yemiyorsun! Sen kokladın bende aldım der. Söylemek istemiyorum ama neden hayatımızdan memnun değiliz. Biz bu hayatı kokladık ve onu seçtik. Önümüze gelen olaylar bizim tercihimizdir. Neden memnun olmuyoruz. Memnun değilsek neden bunu seçtik. Seçen yine biz değil miyiz? Hepsi olmasa da, yaşadıklarımız bizim tercihimizdir. Korkarım hesap gününde dahi, Allah’a(cc) bana bunu vermedin, bende bunu yapamadım gibi bahaneler de söyleyemeyeceğiz. Çünkü insan, karşısında kendi yaptıklarını ve düşündüklerini görmektedir. Yaşadıkları ve işledikleri yalnızca kendi sorumluluğundadır.(Hepsi olmasa da büyük bir kısmı)