İnsan Dediğin

Yazan : Osman Yılmaz | Yayınlanma tarihi: Kas 08 2005 | Kategori: Düşündüren Fizik

resim1
Rabbin  meleklere: ‘Ben  yeryüzünde  bir  halife  yaratacağım’ dediği vakit onlar: ‘A! Oradaki  nizamı bozacak  ve  yeryüzünü  kana  bulayacak bir  mahluk mu  yaratacaksın? Oysa  biz  sana  devamlı hamd, ibadet  yapıp, seni  tenzih  etmekteyiz.’  dediler. Allah:  ‘Ben  sizin  bilmediğiniz  çok  şeyi  bilirim’  buyurdu.

  • Ve  Adem’e  bütün  isimleri  öğretti. Müteakiben  önce  onları  meleklere  göstererek: ‘İddianızda  tutarlı  iseniz  haydi  Bana  şunları isimleriyle  bildirin  bakalım!’ dedi.
  • ‘Sübhansın  ya Rab! Senin  bize  bildirdiğinden  başka  ne  bilebiliriz ki? Her şeyi  hakkıyla  bilen, her şeyi  hikmetle  yapan  Sensin’ dediler.
  • Allah: ‘Adem! Eşyanın  isimlerini  onlara  sen  bildir’  dedi. O da isimleriyle  onları  bildirince  Allah  buyurdu: ‘Ben size  demedim mi ki göklerin  ve  yerin  sırlarını  Ben  bilirim.’ Ve  Ben sizin gizli  açık yapmakta  olduğunuz  her şeyi de bilirim.(Bakara 30,31,32,33)

 

                Ayetlerde  açıkça  ifade  edildiği  gibi  insan  yaratıldığında  bütün  eşyaların  isimlerini  öğrenmiş  olarak  dünyaya  gelmektedir.  Yani  insan  bir  hard disk  gibi  bilgi  yüklü  olarak  inşa  edilmekte, her  canlının  doğar  doğmaz  görevini  bildiği  gibi insan da  davranışlarını ve  nasıl  bir  yol  izleyeceğini  bilerek  dünyaya  gelmektedir. Hatta  daha  ileri  giderek  bütün  bilimleri  bilerek de dünyaya  geliyor  diyebiliriz.

 

               Fihi Mafih’de  de bildirildiği  gibi, insan  çok  büyük  bir  varlıktır. İçinde  her şey  yazılıdır. Fakat  insanın  yaratılışı  gereği,  bir hayvani  yönü  bir de  insani  yönü  vardır. Görünürde  peşin  zevklere  amade  olan  hayvani  yönümüz, bize  insani  yönümüzü  unutturur.  Çünkü  hayvani  davranışların  meyvesi  peşindir. Peşin  ücret de  insana  cazip  gelmektedir. Çok yüce  olan  insan, bu zevklere  aldanarak bir  kalıba  sığdırılmış  olur. Oysa ki  insan  düşünce  demektir, İlim demektir, hikmetin  kendisidir. Gerisi  et  ve  kemikten  ibarettir.

                Bir  kayısı  çekirdeğini  düşünün. Toprağa  attığınız  çekirdekte  hiçbir şey  kalmadığı zaman  ancak yeşerip  dünyaya  dal  vermektedir. Kendinizi  düşünün, uykuya  tam  olarak  dalmadığınızda  rüya  görebilir mi siniz?. Cevabınız  hayır  olacaktır. Ala  uykulu  gördüğünüz  rüyalarda  çoğunlukla  gördüğünüz  şeyin  rüya  olduğunu  bilir ve  rüyadan  haz  alamazsınız. Bu  size  eziyette  verir ve  biran önce  uyanmak  için  gerekeni  yaparsınız.  Bir konuya  tam  olarak  adapte  olmadan  o konuyu  anlamanız da  imkansız  gözükmekte. Öyleyse  bir  işin  olma  olasılığını  artırmak veya olmasını  sağlayabilmek  için, o konuya  tam  adaptasyon   zorunlu  gözükmekte. İnsanın  büyük  bir  ilimle  donatıldığını  varsaydığımıza  göre  aklınıza  hemen  benim  bu  ilimden  neden  haberim  yok  diye  bir  soru  gelebilir. Aslında  bu  sorunun  cevabı  yukarıdaki  satırlarda  gizli  veya  açıktır. Bizim:  adaptasyon, işe kendini  verme, konsantre  dediğimiz  şeylerin  hepsi  çevreyle  ilgini  kesme  anlamına  gelmektedir. Çekirdeğin içerisindeki  kayısı varlığının,  dünyaya  gelebilmesi ve  orada  yaşayabilmesi  için,  çekirdekle  ilişkisini  kesmesi gerekmektedir. Çekirdekten  herhangi  bir  nedenden  dolayı  ayrılamayan  kayısı, asla  dünya  atmosferine  gözlerini  açamaz. Bizler de  o çekirdeğin  kayısı  ağacı  olup  olmadığını, hacmini,  meyvesini  asla  anlayamaz ve  kavrayamayız. Daha  önce  bir  benzerini  görmediğimiz  için de  onun  sadece  çekirdekten  ibaret  olduğunu, çok  küçük  hacimde,  eğer  tatlı  çekirdekse  sadece  kuru  yemiş  kaplarını  dolduran  bir  habbe  olarak  algılarız. Oysa  kayısı  ne habbe  ne de küçücük  bir çekirdektir. Onun  özelliğini  dünya  yüzeyine  çıkıp da,  dal  verme , meyve  verme,  yakacak olma, eski  evlere  direk olma , yeşil yapraklarıyla besin oluşturma ve canlılara  oksijen sağlama  gibi özelliklerinin  hiçbirini  tanımamış  oluruz.  İşte  insan da  kendisini  sadece  çekirdek  olarak  bilmektedir.  Kendi  özelliklerinin  hiçbirinin  farkında  değildir. Burada  yok  olup da,  diğer  tarafta  canlanmayı da  hiç  denememektedir. Eğer  diğer  tarafta  canlanabilme  imkanını  kendinde  bulursa,  bu  bilimlerin  kendisinde  olduğunu, bütün  meslekler ve  bütün  bilimlerin  kafasının  içinde  bulunduğunu da farkedecektir. Bir  çekirdek  olma  cihetiyle  dahi  yine de  bilimlerden  koku  alabilmekte  ve  bunu  ilerletebilmektedir. Ne  gariptir ki  kendisinde  olanı  tanımayarak,  başkasından, gecesini  gündüzüne katıp çalışarak  onu  satın  almaktadır. Şimdiki  Müslümanlar  gibi. 

              Eşyanın  hakikati, Allah’ın(cc)  isimlerinin  bir  sonucudur.  Kainattaki  bütün  maddeler  Allah’ın(cc)  isimlerinden  yaratılmadır.  Ayetteki  hitaba  göre de  insan,  bütün  isimleri  bilmektedir. İsimleri  biliyorsa  eşyanın  yaratılmasını da  biliyor  demektir. Biliyor  ama  bildiğini  bilmiyor. Bu  gariplik  ise  onu  çıkmaza  itiyor. Zaten  bildiği  şeyleri  öğrenmek  için  de, gece gündüz durmadan çalışıyor. Bilim,  olmayan  bir  şeyi  ortaya  koymak  değildir. Olan  şeyleri  arayıp  bulmak ve onlar  arasındaki  ilişkiyi  ortaya  koymaktır.  Hiçbir  tarihçi  olmayan  savaştan  bir  sonuç  çıkarmamış,  hiçbir  coğrafya bilimcisi  ise  olmayan  bir  dağın  yükseltisini  vermemiştir. Bir  fizikçi gözlem  yapmadığı  bir  olay  hakkında  matematiksel  denklemler  üretmemiştir. Yani  insanın  işi,  olanı  bulmaktır.  Eğer  bulduklarımız,  zaten  bildiklerimiz ve  farkına  varmadıklarımız  ise, bunlar  zaten  var  iseler, ayetteki  isimlerin,  insana  öğretilmesi  yönü  çok  ilginç  bir  noktaya  getiriyor  insanı.  Nasıl mı?

  • Yıldız  gibi  tertemiz  ruhlar,  gökyüzündeki  yıldızlara  feyiz  verir. Yardım  eder.
  • Görünüşte  o yıldızlar, bizim  varlığımıza,  sağlığımıza  sebeptir  ama  hakikatte  bizim   batınımız,  bizim    yüzümüz, gökyüzünün  durmasına, varlığına  sebeptir.(Mesnevi cilt-4 syf:43)

             Aslında  bu  sözün  üzerine  bizim  bir şeyler  yazmamız  çok  anlamsız  olacak  ama,  bu  sözü  biraz  indirgeyelim.  Burada  insanın  cüzi  yaratma  gücüne  değinilmektedir.   İnsan  kendi  yaşadığı  evrenini  kendisi  kurmakta  ve  işletmektedir. Bütün  yıldızların  yaratılmasına  yardım  edilmesi,  bu  yaratma  işinin  tamamının  kendisinde  olmadığını  bize  düşündürse de,  kainattaki  nizamın  işlemesindeki  insanın  yön  verme  gücünün  azımsanamayacağı da  bir  gerçektir. İnsanın  batını,  akıl  ve  ruhudur. Ruh  değişmez  ve  Küll’e bağlıdır. Akıl  ise  aslında  iradenin  gücüdür. İnsan  iradesinin  kuvvetliliği  aklın  ve  düşünmenin  isabetliliğini ve  doğruluğunu  ortaya  koyar.. Çünkü    yüzümüzün, gökyüzünün durmasına  sebep  vermesi  bir  irade  işidir. Bu  duruş iradesiz ve ilimsiz  olmaz.  Öyleyse  ilimle  bu  gökyüzü  ayakta  duruyor.  Bunun  yanında  gökyüzünü  ayakta  tutacak bir  iradenin de  olması  gerekiyor. Bu  irade  akıldan  yıldızları  çalıştıracak  evren  bilgisini  hazırlamasını  istiyor ve  akılda  düşünce  yoluyla  evren  bilgisini  hazırlıyor. Öyleyse  insan  kainat  bilgisinde  kendini  öğrenmekten  başka  bir şey  yapmıyor. Tabii olarak,  bizi  burada  ilme  zorlayan da  irademizin  kendisidir. Bize  evren  bilgisini  verende  yine  kendimizdir. Tamamı  olmasa da  evren bilgisi  aslında  biziz. Hiç  insan,  cüziliği  ile  Allah’a(cc)  bir  şey  öğretebilir mi?  Haşa! Öyleyse  sebebi  insan  olan bir  olay da,  insana  bir şey  öğretemez. Aslında insanın, fizik, kimya ya da diğer bilim dallarından öğrendiği bir şey yoktur. Bütün bu bilimler zaten kendisinde mevcuttur. Daha ilginç olanı ise, bilimlerin doğmasının  sebebi, insanın kendisi oluşudur. Nasıl mı? İnsanın yaşaması için gereken ihtiyaçlar ne ise, insan iradesi bu oluşumun ilmini üretmektedir. Bu da demek oluyor ki, insan bilimlerden kendisini  öğrenmektedir. Ama  nasıl  oluyor da  evrenden bir şeyler  öğreniyoruz?. Evren  bilgisinin de,  aslında  insandan  elde  edilen  bilgi  olduğunun  farkına  varmışızdır. İnsan  iradesinin    bu  bilgileri  bize sunduğunun da farkındayızdır artık. Hani  Yunus  şöyle  söylememiş mi;

 

                                                                 İLİM, İLİM  BİLMEKTİR

                                                                 İLİM KENDİN  BİLMEKTİR

                                                                 SEN  KENDİN  BİLMEZ  İSEN

                                                                 BU  NİCE  OKUMAKTIR.

 

Osman Yılmaz

3 Responses to “İnsan Dediğin”

  1. on 02 Ara 2005 at 8:33 pm levent said …

    hocam yazilariniz gercekten cok guzel we anlamlı,yorum kısmına bişeyler yazmak aslında hic haddim degil ama yapıyoruz bir hata.bir gun insallah herseyi tam anlamıyla hatırlarız..dediginiz gibi kendi olusturdugumuz ilmi cözmeye calismaktansa o ilim ile mevlanayı yada onun gibi diger buyukleri anlamaya calisiriz..yazilarinizin devamini bekliyoruz..Allah yardimciniz olsun..O,günesin nuruyla gunduz kaybolan yıldızlardan eylesin..

  2. on 15 Haz 2006 at 7:07 pm berkini said …

    levent arkadaş aslında bu arkdaşımız var olan bi felsefeyi sadece daha derinlemesine işlemiş ve açıklamıştır yani böyle bir konuya dini tarafa yönlendirmeye hiç gerek yoktur saygılarç

  3. on 13 Tem 2006 at 10:58 am levent said …

    güzel kardeşim esasında dini taraf diye bi yönlendirme yapılamazki.siz felsefe demişsiniz ,tasavvuf felsefe degildir.baska insanlarda bu konuyu işlemiş olsalar ne olacakki.ne önemi var, burda önemli olan gercegin kendini kaybettirmemesi.bazı felsefeciler paralel evrenler yada diger buna benzer konular hakkında degişik düşüncelere sahip olabilirler ancak umarım sizde dusunce işinin sadece bi başlangıç mahiyetinde oldugunun idrakine varırsınız.Mevlana hz.’ninde dedigi gibi’AŞK işinde düşünce bataklıga saplanmış essek gibidir cırpındıkca batar’.şüphesizki ilim TEKtir farklı yönlere carpıtılmaya calısılsada, HZ.ALİ’ninde dedigi gibi ilim bir noktaydı cahiller cogalttı sözü gergincede durum aşikardır en gizliligiyle.pozitivistlerin gönlü dışlamaları ilerlemelerine engel olmakta.kücük bi ornek verecek olursak musiki matemetik bilimin 4. dalıdır(1.trigonometri,2.geometri,3.cebir).musiki nekadar akıl ile anlasılabilirki?size ömrünüz boyunca musiki hakkında birseyler anlatılsa ve ömrünüzü bunun yolunda harcasanız ama hic bi şekilde dinlememiş olsanız muhakkakki ilk dinlediginiz anda hayretle karsılayacaksınız ve cok farklı seyler hissedeceksiniz.ee peki ozaman kim demiş gönlün bu işte yer almadıgını tam tersine esas olan gönüldür zaten inancınız varsa bunları görürsünüz insallah.ALLAH kitabinda ‘onlar kalpleriyle anlarlar ‘demektedir bi ayeti kerimesinde peki neden akıl degilde kalb yazmakta o yüce kitapta?işte bunların hepsini derin bi tefekkür ile harmanladıgınızda elinize gelecek olanlara(aslında sizde olan gerceklere) hayretle bakacaksınız.
    sürc-ü lisan ettiysek affola(bu arada Osman hocam bi felsefe akımı olusturmak yada bilinmiyor gibi görünen bazı seyleri acıklayıp farklılıklar ortaya koymaya calısarak bundan cıkar saglayan bilim adamı kılıklılardan degildir.o AŞK adamıdır)ALLAH herseyin en dogrusunu bilir.VESSELAM…

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Link to Trackback | Link to RSS Feed for comments on this post