<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fizik Öğretmeni &#187; Düşündüren Fizik</title>
	<atom:link href="http://www.fizikogretmeni.com/kategoriler/dusunduren-fizik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fizikogretmeni.com</link>
	<description>Aylık Online Fizik Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Dec 2011 07:04:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>DİN VE BİLİM-II</title>
		<link>http://www.fizikogretmeni.com/din-ve-bilim-ii/</link>
		<comments>http://www.fizikogretmeni.com/din-ve-bilim-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 07:14:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editor</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşündüren Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Eylül-2009]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikogretmeni.com/?p=2122</guid>
		<description><![CDATA[ Osman Yılmaz    İslamiyetin getirdiği yani Kur’an kavramlarının bilimde bizlerin ne araması gerektiğini oldukça açık olarak ortaya koymaktadır. Kur’an da “Hak” kelimesinin bilimsel karşılığı “fiziksel gerçekliktir” Aristo’nun ve onun batılı halifeleri fiziksel gerçeklikten çok madde formundan bahsede gelmişler ve gerçekliği dışlamışlardır. Bilim ve gerçeklik arasındaki ilgi Batı bilim felsefelerinde bir mesele olarak görülmemektedir. Hatta denilebilinir ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;"><span style="font-size: small;"> </span><strong>Osman Yılmaz</strong></div>
<div><span style="font-size: small;"> </span></div>
<p><span style="font-size: small;"><a href="http://www.fizikogretmeni.com/wp-content/uploads/2009/09/Madina_002.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-2123 alignleft" title="Madina_002" src="http://www.fizikogretmeni.com/wp-content/uploads/2009/09/Madina_002-150x150.jpg" alt="Madina_002" width="134" height="131" /></a></span> <span style="font-size: small;">İslamiyetin getirdiği yani Kur’an kavramlarının bilimde bizlerin ne araması gerektiğini oldukça açık olarak ortaya koymaktadır. Kur’an da “Hak” kelimesinin bilimsel karşılığı “fiziksel gerçekliktir” Aristo’nun ve onun batılı halifeleri fiziksel gerçeklikten çok madde formundan bahsede gelmişler ve gerçekliği dışlamışlardır.<span id="more-2122"></span> Bilim ve gerçeklik arasındaki ilgi Batı bilim felsefelerinde bir mesele olarak görülmemektedir. Hatta denilebilinir ki genel olarak batı felsefelerinde gerçeklik kavramı temel bir kavram olarak yer almamaktadır. Çünkü batı bilim anlayışı genel olarak Yunan düşüncesine dayanmaktadır. Bilim felsefecisi Bechtel’ de bu gerçeği şu şekilde anlatmaktadır.</span></p>
<div><span style="font-size: small;"> </span></div>
<div><span style="font-size: small;"> </span></div>
<p> </p>
<p> </p>
<p align="justify"><em>“ Milattan önce beşinci ve dördüncü yüzyıllarda yaşamış olan, üç yunanlı felsefeci, batı dünyası için bilim ve felsefi düşüncenin gündemini büyük ölçüde hazırlamışlardır.” </em>Nefes” kavramı oldukça büyük teorilerin, maddenin oluşumu ve aynı zamanda maddenin gelişine ilişkin yeterli gözüken bir kavram olarak durmaktadır. Bu kavram aynı zamanda yüksek değişimi ifade etmektedir. Yani yukarıda tanımlanan “bilim değişimi, din ise durağanlığı ilke edinir” tanımlamasına da bir cevap niteliği taşımaktadır. Nefes İslam düşünürlerine göre Allah’ın (cc) masivayı yaratırken bunu nasıl yaptığına dair kestirmeleridir. Sanki bir insanın nefes alışı gibi Allah(cc) bütün kainatı bir nefeste kendinde toplar diğer nefeste ise; insanın nefes verişi gibi bütün kainatı yaratır. Bu sanırım kuantum teorisinin de çıkmazlarına ışık tutacak nitelikte bir kavram tanımlamasıdır. Çünkü elektron ve kuarklar yörüngede kesiklidirler. Yani devamlı takip edilemezler. Bir ölçümde yörüngenin bir noktasında yakalanan elektron, bir süre kaybolduktan sonra, yörüngenin başka bir noktasında başka bir noktada tekrar gözlemlenmektedir. Bu ise maddenin süreksiz olduğunun kanıtıdır. “ Nefes “ Kavramı ise elektron ya da kuarkların yokken nerede olduklarını bize anlatmaktadır. Maddenin gidiş gelişi ise başlı başına bir değişim ifadesidir. Yörüngenin aynı noktasında hiçbir zaman yakalanamayan elektronun her fiziksel durumu bir değişim geçirmiştir. Enerjisinden tutunda konumuna kadar değişim göstermiştir. Yani değişimi kabul etmeyen din nasıl olduysa değişimi oluşturan temel nitelik haline gelmiştir. Bilimin en son noktasında varacağı nokta zaten dinin kurallarıdır. Bilimin son doğrulara ulaşması için çaba göstermesinden daha doğal bir şey olamaz. Tabiki nihayete ulaşmak için kendini defalarca yalanlayacak ve değişim geçirecektir. Elbette kuşkucu sorular sorup doğruyu arayacaktır. Çünkü insan aklı sınırlıdır. Bir düşünmeyle doğruyu bulması mümkün değildir. Kuşkucu sorular dinin küçüklüğünden değil, insan aklının sınırlılığındandır.</p>
<p align="justify"><strong>Kur’anın bize getirdiği kavramlar bunlarla da sınırlı değildir. Örneğin; “</strong></p>
<p align="justify">Bugün klasik fiziğin prensiplerinin doğruluğunun kesin olmadığını biliyoruz. Bir hükmün, prensibin veya ifadenin kesin doğru olması için gerçekliği ifade etmesi gerekir. Gerçekliğin algılanması da ancak mükemmel, yani kusursuz bir kavram sistemi içerisinde olur.</p>
<p align="justify">Aristo ile en gelişmiş şeklini alan eski Yunan düşüncesini Avrupa’ya taşıyan Klasik Devir Müslüman bilginler de ; Farabi, İbni Sina, İbn Rüşt bu düşünce sistemlerinden etkilenmişlerdir. Eski Yunan düşüncesinin tesirleri sadece felsefi alanda kalmamış, kelam ve akaid tartışmalarına kadar girmiştir. Bu etkilenmenin boyutlarından bir tanesi de “Hak” kelimesi yerine “vucut” kelimesinin kullanılmasıdır. Yani fiziksel gerçekliğin yerini Aristo felsefesine benzeterek, varlık kelimesine dönüştürmüşlerdir. Bu devir de İslam alimlerinin bu düşüncelerden etkilenmeleri tabiî ki kaçınılmazdır. Çünkü bu düşünce sistemi o zaman için gayet gelişmiş, bir çok fizik problemine ışık tutuyor, hatta çözümlemeler için yol dahi gösteriyor. Örneğin Aristo etkiye karşı bir tepki kuvvetinin olacağını söylüyor, yani fiziğe yol gösteriyordu. Bu İslam alimlerine de çok teknik ve gelişmiş olarak gözüküyordu. Buna oklit uzay geometrisi ve mantık da eklenince bu durum İslam alimlerine çok gelişmiş bir düşünce sistemi olarak geldi ve bunları düşünmeden aldılar.</p>
<p align="justify">Müslümanlar bu mirasa sahip çıkarken, ne yazık ki farkında olmadan, kendilerine Kur’an ile gelen kavram kazanımlarını unutmuşlardır. Nitekim bu uzaklaşma, İslam düşünce geleneğinde parlak bir başlangıçtan sonra, etkisini yavaş yavaş göstermiş, İslam düşünce sistemi yani Kur’an kaynaklı düşünce sistemi duraklama dönemine girmiştir. Hala öz kaynağımız üzerinde düşünce sistemimiz açılmış da değildir. Kavramların erozyona uğraması İslam coğrafyasında farklı insan tipinin yetişmesine neden olmuştur. Yetişen çocuk, kavramları farklı, davranışları farklı ebeveynlerle karşılaşmış, söylediğini yaşamayan büyükler ordusunun, küçükler üzerinde kavramların tamamen içinin boşaltılmasına neden olmuştur.</p>
<p align="justify">Bilgi ile gerçeklik arasındaki ilişkinin bu şekilde kopması İslam medeniyetinde bilim ve felsefe çalışmalarının farz oluşunu, hatta meşruiyetini hukuki temellerinden koparmış ve sonunda bu medeniyette araştırma geleneğinin ortadan kalkmasına neden olmuştur. Oysaki bilimsel araştırma geleneği İslam medeniyetinden Batı medeniyetine sirayret etmişti. İslam medeniyetinin araştırmayı bırakması, bu mirasın üzerine konan Batı medeniyetinin de gerçekliği terk etmesi, bilimle gerçeklik arasındaki alakayı iyice koparmıştır.</p>
<p align="justify">Günümüzün bilimi kavramsal yetersizlikten dolayı çıkmazdadır. Özellikle kuantum teorisindeki çözümsüzlükler bilim adamlarını bu teoriyi sınırlamaya kadar itmiştir. Bir yüzyıldır bütün fizikçilerin araştırma konusu olan elementer parçacıkların hala &#8211; kütlelerinin ve diğer kuantum özelliklerinin bilinmesine rağmen &#8211; matematiksel ifadeleri, yani matematiği üretilememiştir. Bu konuyu isterseniz Felsefeyi en iyi bilen fizikçilerden olan Heisenberg’den dinleyelim.</p>
<p align="justify">Heisenberg kuantum fiziğindeki kavramsal çelişkinin çözümünü Heraklit’in “oluş” kavramında ve zıtların birliği prensibinde görmektedir. “<em>Burada şunu söyleyebiliriz ki modern fizik bir bakıma Heraklit’in doktrinlerine çok yakındır” </em>Diyerek Çözümün mistisizme doğru kaydığının sinyallerini vermektedir.</p>
<p align="justify">Heraklit’in ‘Ateş’ kavramı ile fizikteki enerji kavramları arasında benzerlik kurarak, enerji ile madde arasındaki dönüşümleri bu felsefecinin ‘oluş’ kavramına kadar dayandırmaktadır. Heisenberg modern bilimle Yunan felsefesi arasında çok önemli bir fark olduğuna dikkat çekiyor ve şunları söylüyor.</p>
<p align="justify"><em>“Modern bilimle Yunan felsefesi arasında çok büyük bir fark vardır. Bu fark modern bilimin deneyci yaklaşımıdır. Galileo ve Newton zamanından beri modern bilim, tabiatı kapsayıcı bir şekilde incelemek ve sadece deneylerle sağlanmış veya en azından sağlanabilecek hükümler öne sürmek postülası üzerine kurulmuştur.”</em></p>
<p align="justify">Burada Heisenberg’in deneysel metodu Galileo ve Newton’a dayandırması dışında diğer fikirlerine bizde katılıyoruz. Çünkü deneysel metodu dünya bilimine Müslümanlar sokmuştur. Nedense batılılar bunu pek kabul etmezler.</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Bu konuya biraz daha etraflıca bakıldığında, maddenin ışınsal olarak gidip geldiği göze çarpmaktadır. Maddenin bu dünyaya gelişi hologram ışık şeklindedir. Bu konuda Cern’de yapılan araştırmalarda kuark’ın 10<sup>-24s gibi kısa bir sürede yörüngesinde belirdiği ve yine aynı zamanda yörüngeden kaybolduğudur. Bu durumu Mevlana şu şekilde anlatmaktadır. İnsanın duvarda oynayan resimlere benzediğini ve maddenin varlıktan yokluğa devamlı gidip geldiğini defalarca vurgulamaktadır. Yine aynı olayı Muhyiddin Arabi Fususil Hikem adlı eserinde Mutezile Mezhebinin imamlarına kızarken dile getirmektedir. Mutezile imamlarının Allah’ın evreni yaratıp kendi haline bıraktığını savunmaları Arabiyi çok kızdırmış ve “sizler göremiyorsunuz, masiva sürekli gidip gelmektedir.” Diye tepkisini dile getirmektedir. Yani Allah’ın heran evreni yaratmaya devam ettiğini söylemektedir.</sup></p>
<p align="justify">Bu kavramları çoğaltmak tabi ki mümkündür. Tayyi zaman ve tayyi mekan, birden çok alem ve bu alemlerin iç içe geçişi, sema, tavaf, Allah’ın isimleri……vb……………………….</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong>Osman Yılmaz</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikogretmeni.com/din-ve-bilim-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seyreden Felsefe</title>
		<link>http://www.fizikogretmeni.com/seyreden-felsefe/</link>
		<comments>http://www.fizikogretmeni.com/seyreden-felsefe/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2008 19:06:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşündüren Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikogretmeni.com/?p=1665</guid>
		<description><![CDATA[Dünya  kurulduğundan günümüze  kadar bilimin gelişmesi yönünde  birçok bilim adamı ve  felsefe insanı bilime  katkıda bulunmuş, bu katkı; kimi zaman bazı  insanları  ön plana çıkarmış,  bazı düşünürleri gerek çağın şartları,  gerekse anlaşılamamak  probleminden  dolayı  arka  plana  itmiştir. 2000’li  yıllara  gelindiğinde   ^bilgi  çağı^ deyince, artık  geçmişin  materyalist ve determinist  biliminden  çok mistik ve bütüncül  bir  yapı  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-1693" title="8_full" src="http://www.fizikogretmeni.com/wp-content/uploads/2008/11/8_full.gif" alt="" width="293" height="193" /></p>
<p>Dünya  kurulduğundan günümüze  kadar bilimin gelişmesi yönünde  birçok bilim adamı ve  felsefe insanı bilime  katkıda bulunmuş, bu katkı; kimi zaman bazı  insanları  ön plana çıkarmış,  bazı düşünürleri gerek çağın şartları,  gerekse anlaşılamamak  probleminden  dolayı  arka  plana  itmiştir.<br />
2000’li  yıllara  gelindiğinde   ^bilgi  çağı^ deyince, artık  geçmişin  materyalist ve determinist  biliminden  çok mistik ve bütüncül  bir  yapı  anlaşılır  olmuştur. Şu  bir  gerçektir ki; çağın ve insan  ihtiyaçlarının  gereği  olarak  kimi  düşünceler  ön  plana çıkarılıyor, onun  üzerinde  bilim ve felsefe  ilerletiliyor, diğer  düşünce veya  felsefeler  ikinci  plana  itiliyor.<span id="more-1665"></span> Aristo   felsefesinde  zamanın  gerekleri olarak, Newton  mekaniği  gelişmiş, önemini yitirmemekle  birlikte  bugünün  biliminin araştırma konusu  olmaktan  uzaktır. Şimdilerde  revaçta  olan  konu  kuantum  fiziği ve kozmolojidir. İzafiyet  Teorisiyle  birlikte  uzay ve zaman kavramları günümüz  biliminin oldukça ilginç araştırma  alanları  arasındadır.</p>
<p>‘Evrende  tekliği  kavramaya’  yönelik olan bu  gelişme  kendisini  anlaşılması  güç  bir  şekilde  manifesto  etmekte, kimilerine  göre üzerinde durulması  gerekmeyen fizik  ötesi olaylar olarak  tanımlanmakta  ve red edilmekte, kimilerine  göre ise  asıl  fiziğin  kendisini  oluşturmaktadır. Doğu Hint, Çin felsefeleri, mistisizm; özellikle  kuantum  fiziğinin gelişmesinde ‘ çok ilginç  felsefe’ oluşturmuştur. Zamanın fizikçileri kuantum  fiziğini  geliştirmek  ve  araştırmalar  yapmak  için,  adeta  Hindistan  ile  özdeş  olmuşlardır. ‘Zen  Öğretisi, ying ve yang zıtlıkları, ‘evrenin değişim  içerisinde  olması’ yeni  fiziğin  başlıca  dinamikleri  olmuştur.<br />
Artık  aklın  varlığından  doğan  ‘Tanrı’ düşüncesi  tarihe  karışmış, yerine  aklın üstünde, daha  doğrusu  her şeyin üstünde ‘ ALLAH ‘  kavramı  ön plana  çıkmıştır. Frıtjof Capra’ da  ‘Fiziğin Tao’su’ adlı  eserinde  özellikle  Aristo’yu yanlış  yol göstermesinden dolayı  ‘Fiziğin önünü  tıkayan  kişi ‘ olarak görür. Paul Davies ‘Tanrı ve Yeni Fizik’ adlı  eserinde de her şeyin  ‘teklikten’ geldiğini  önemle  vurgulamaktadır. ‘Bütün varedilmişlerin  aynı  bütünün  parçaları  olduğunu, dolayısı  ile  hepsinin özlerinin  bir ve birbirine  eş bulunduğunu, her birimin  bütünün  bilgisini  içinde  taşıdığını  ve  ona  uygun  gelişmeler  sağlandığında bütünün  görüntüsünü yansıtabileceğini  ileri  süren, bütün  bilgilerin  her an ve  her yerde kullanıma  hazır  bulunduğunu  söyleyen, böylece de bütün  evrenin  birbirinin  kardeşi, hatta insanın  kendisi  olduğu  bilgisini  sembolize  eden ‘HOLOGRAM  TEORİSİ’’’ Bunları artırabiliriz, aslında burada  anlatılmak  istenen İSLAM  BİLGİN’lerinin nasıl  bir ‘ FİZİK FELSEFESİ’  oluşturduğudur.</p>
<p>MEVLANA’nın  Fizik  bilimine  katkısını  ve  fiziğe yol  gösterişi  bize  göre  taktire  şayandır. Çünkü kendisi  ile  özdeş  olmuş  SEMA’dan   tutunda ‘FİHİ MAFİH’ ve MESNEVİ’nin bütün ciltlerinde  inanılmaz  yol gösterişine  rastlıyorsunuz. Mevlana da  düşünsel  felsefeden  çok ‘seyreden  bir  felsefe’  hakimdir. Yani bir düşünce  insanının bir konuya  kilitlenip de  çıkarmış  olduğu  bir  kazanım;  Mevlana da seyredip de  söyleme  anlamına  geliyor. Buradan  anladığımıza göre  Mevlana  astıral  hareket  edip;(Astrallık; kişi yada  maddenin boyutlar ötesi hareket edebilme  yeteneği) bazı  duvarları  aştığını, ışık  hızından  daha büyük  hızlarla hareket ettiğini  görebiliyoruz. Mesnevi’nin beşinci  cildinde  yıldız oluşumunu seyredişi, ve bizlere ‘ALLAH  öyle  bir  kimyagerdir ki,  dumandan  yıldız  çıkarır’ sözünün  günümüz  bilimiyle  birebir  uyuştuğunu  söyleyebiliriz. Fakat  Mevlana’nın 13. yy’da  bunu  rasat  ederek yazamayacağı kesin.Yıldız  oluşumunu da birebir  anlatması  seyrederek fizik oluşumunu incelemesi  anlamına  gelmektedir.</p>
<p>Burada  Mevlana  nasıl  oldu da astral  hareket  edebildi. Bu  olayın  kendisi  dahi  tek başına büyük bir  fiziğin  kapısını  aralamaktadır. Yaşayışı,  bir  yükselişe  benzetmekte, merdiven  basamaklarının  durmaya  elverişli  olmadığını; durmanın  zarar  olduğunu,  devamlı değişim  ve  gelişmek içerisinde olmak  gerektiğini, yani  kuantum  fiziğinin temellerini  vermekte, özellikle  her  fırsatta  maddenin  zıtlıklarla  tanımlandığını ve zıtlıkların  eşyanın  tabiatı  olduğunu vurgular. Atom  altına  inildiğinde,  yani makro ve  mikro fizikte ise  vurgu  birebir  doğrudur.</p>
<p>Zaman  boyutunda  elektron  gelecekten  geçmişe  doğru, başlangıca  doğru döner. Pozitron  geçmişten  geleceğe  doğru  gider. Mevlana insanın  madde  olarak  yaratıldıktan  sonra  zaman  boyutunda  ilerleyeceğini, madde boyutundan  melekut  boyutuna geçeceğini  söylemektedir. Burada da yine  astrallık  ve boyut  ötesi  olaylar  dikkati çekmektedir.  Sıkca  vurguladığı  gibi  evrenin  tek  evrenden  değil  birçok  evrenden  oluştuğunu da  belirtmektedir.<br />
‘Işık hızını geçme’  tabirleri  dilde bir alışkanlık olduğu üzere  kullanılmıştır. Aslen Einstein’a göre  cisimler  hızlandıklarında ‘özel görelilik’ kuramına göre  buna  kütle  artışıyla  karşılık  vermektedirler. Fakat ‘genel görelilik’ için bu doğru değildir.Yani ‘özel görelilikte’ ışık hızını aşmak  şimdilik imkansız  gözükmektedir. Öyleyse  duvarları aşıp ta   astral  hareket  nasıl  gerçekleşmekte?  Bu sorunun  cevabına  daha  sonra dönmek  üzere, şimdilik  ‘imajinerlik’  artışı olarak bakalım  yeterlidir.<br />
MEVLANA     VE        FRED  HOYLE<br />
Bir  gökbilimci olan Fred Hoyle  1950’li  ve 1960’lı yıllarda  çok popüler bir bilim insanıdır. Hiçlikten  madde oluştuğunu savunan  bir fikirdeydi. Bu fikrin büyük patlamadan  daha saçma bir  düşünce  olmadığını da  vurgulamaktaydı. Ancak  büyük patlama konusundaki  veriler güçlendiğinde  bu fikrinden  1960 ların  ortalarında  vazgeçti. Yine de sürekli  genişleyen evren  düşüncesi kendisi  için çok güzel bir hayal  ürünüdür.<br />
Evrenin  oluşumu  hakkında günümüzde  iki  teori  gündemdedir. Bunlardan birincisi ‘BÜYÜK PATLAMA’ diğeri ise ‘SÜREKLİ OLUŞUM’ teorisidir. Büyük patlama bütün evrenin  nokta büyüklükteki sonsuz enerji  yoğunluğundan  büyük bir patlama ile çok kısa bir sürede  oluştuğunu  varsayar ve  patlamadan  sonra kütlelerin oluştuğunu öne sürer. Sürekli evrenin  genişlemesini de buna yorar. Şöyle ki :  Büyük patlamadan sonra ortaya  çıkan kütleler  oluştuğunda  büyük bir hızla  uzaya saçılmışlardır. Saçılan  kütleler ışık hızına yakın hızlarda  seyrettiklerinden daima  aralarındaki  uzaklıklar  artacaktır. Bu da  evrenin sürekli genişlemesini gerektirir. Bir örnek  verecek  olursak; sönük bir balona  nokta  benekler yapın. Balonu  şişirmeye başlayın, nokta beneklerin  yüzeyinin  büyümediğini varsayarak,  balonun şişmesiyle hem noktalar  arası  uzaklıkların arttığını  hem de  balonun  hacminin  büyüdüğünü gözlemlersiniz. Bu gözlem  galaksiler içinde aynen  geçerlidir. Hız duvarını  aşan  galaksilerin gözlemlenen evrenin dışına çıktığını ve görülmediğini düşünün.</p>
<p>‘Sürekli Oluşum’ teorisine göre de evren  daima  bir tür madde tarafından beslenmektedir. Öncelikle  bir boşluk  ele alalım. Bu boşluğa devamlı  seyreltik gaz  pompalayalım. Bir süre sonra pompalanan gaz, öyle  çokluğa  ulaşır ki,  bunlar arasındaki  çekim  kuvveti  hatırı sayılır  hale gelir. Daha doğrusu  galaksiler tarafından bu madde, düzensizlik haline  itilir. Çekim  etkisinden  kurtulamayan  kütleler, yoğunlaşarak  gaz ve toz bulutları  halinde  kümeleşirler.  Artan yoğunluk ve çekimden doğan basınç  etkisiyle,  gaz bulutu  içerisinde  nükleer füzyon  tepkimesi başlayarak  yıldız  oluşumu  gerçekleşir. Bir dizi  yıldız oluşumdan  sonra  galaksi  sistemleri  meydana gelir. Bu olayın  muhtemel birkaç uzay noktasında oluştuğunu varsayınız. Bu varsayımla bir çok  galaksi sistemleri  açığa çıkacaktır. Gravitasyonel çekim  etkisiyle  yakın  kütleler birbiri  çevresinde  eliptik dönmeye koyulurlarken; uzak  kütleler,  çekim  etkisinin, itme  etkisine  dönüşmesi nedeniyle  birbirlerini iteceklerdir. İtme  kütleleri  zıt yönlerde  hızlandıracaktır. Daha doğrusu üç boyut  uzayda  her yönde  yol almaya  mecbur edecektir. Hızlanan bu  kütleler,  zamanla hız artırıp  ışık hızı duvarını  aşacaktır. Bizim  yaşadığımız  galaksi  sistemleri  ile  diğer bir galaksi sistemi  arasına  bir  gözlemci  yerleştirelim. Uzayda bir cisim gerek elektriki gerekse, gravite  olarak bir cismi  çekiyor ya da  itiyorsa  kendisi de; boyutu  ne olursa  olsun,  aynı  kuvvetle  itilir  ya da  çekilir. Bizim  yaşadığımız  galaksi hangi  kuvvetle  diğer  galaksiyi  itiyorsa  aynı  kuvvetle de  kendisi  itiliyor  demektir. Kısaca  uzaydaki  bütün  kütleler  bu itme  yada  çekme  kuvvetinin  etkisine  girerler. Bir cismin bir kuvvet  etkisinde  hızlanacağını  varsayarsak,  uzak  galaksiler  birbirlerinden  hızlanarak  uzaklaşacaklardır. Her iki galaksiyi de  gözlemleyen  gözlemci  bir süre  sonra  ikisini de göremeyecektir. Bunun nedeni çok  uzaklaştıklarından  değildir. Hızlanan  galaksilerin ışık hızını   aştıklarındandır. İzafi  olarak ışığı  oluşturan yıldızın  bir  yöne doğru  ışık  hızında gittiğini düşünürsek,  izafi ışık hızı sıfır olacak ve uzayda yol almayacaktır. Gözlemciye gelemeyen ışıktan  ötürü gözlemci de  bir şey  göremeyecektir. Ama  bu  olaylar  için  geçen süre  küçük  bir  süre  olmadığından; bu oluşum  gerçekleşene  kadar ‘ANA MADDE’ ile  dolan  evren,  kendisini  daima  yenileyecektir. Yani gözlemci  duvar  aşan  galaksileri gözlemleyemeyecek, fakat yeni  oluşan  galaksi  sistemlerini  gözlemleyebilecektir.  Sanki  evren  hiç  değişmiyormuş gibi  algılayabilecektir. SÜREKLİ OLUŞUM’ a göre de durum budur.<br />
Gerek  büyük patlama gerekse sürekli oluşum  teorilerinin birleştiği  bir nokta  var. O da  evrenin  her durum da  yaratıldığıdır. Büyük  patlama büyük bir enerjiden bir anda  bütün maddelerin yaratıldığıdır. Sürekli  oluşuma  göre de  yaratılmanın sürekli devam  ettiğidir. Sürekli  oluşum  akla  daha  yatkın  bir teori gibi  gelmektedir. Çünkü  yukarıdaki  gözlemciye  dönecek  olursak;  gözlemci büyük  patlamaya göre gözlem  yapmış olsa  idi, bir  süre  sonra  karanlık bir  uzay  gözlemlemek  zorunda  kalacaktı.Çünkü bütün  kütleler  ışık hızı  duvarını  aşacaktı. Oysa bugün,  uzayda galaksi  sistemlerini  rahatlıkla  gözlemlemekte isek de bununda tam olarak  olgulara  oturduğunu  söyleyemeyiz. Çünkü  evrenin  tam  olarak  yaşını  bilememekteyiz. Yine de yıldız  oluşumu,  karadelikler ve yıldız patlamaları  sürekli  oluşumu  daha  anlaşılır  kılmaktadır.</p>
<p>Mevcut olan bu  tezler  hakkında,  daha fazla  söz söyleyebiliriz. Fakat  yine de akla  gelen  sorulardan bir tanesi de, bu maddelerin, yani sürekli bizim  evrenimize  pompalanan  maddenin,  kaynağı  nedir? İşte  burada  Mevlana  devreye  giriyor. Lütfen  aşağıya  yazdığım  MESNEVİ 1. CİLTTEN  alınan bölümü  dikkatlice  okuyalım. Ne demek istediğini anlamaya  çalışalım ve diğer  teorilerle  karşılaştıralım.<br />
•    Yokluk  alemi, pek geniş ve hudutsuz  bir alemdir.Bu hayal ve varlık,  o alemden yüzlerce gıda  alır, o alemden  belirir, beslenir.<br />
•    Hayaller, yokluk  alemine  nispetle  dardır. Onun için  hayal,  darlık  ve sıkıntıya  sebep olur.<br />
•    Varlıkta  hayalden  daha  dardır. O yüzden aylar, bu alemde hilal gibi  görünür.<br />
•    Duygu ve renk  aleminin, yani bu dünyanın varlığı ise ….Yokluğa, hayale ve  varlığa  nispetle  büsbütün  dardır. Adeta  daracık  bir  zindandır.(M.E.B yayınları cilt-1 syf- 248)</p>
<p>•    Yüzbinlerce  zıt, zıddını  mahveder; sonra  senin  emrin  onları  yine   varlık  alemine  getirir.<br />
•    Aman ya Rabbi! Her an  yokluk aleminden,  varlık  alemine,  katar- katar  yüzbinlece  kervan  gelip  durmakta!<br />
•    Hele her gece, bütün ruhlar, bütün akıllar, o ucsuz bucaksız derin denizde batar, yok olurlar.<br />
Yine  sabah  vakti, o Tanrıya  mensup ruhlar ve akıllar,  balıklar gibi  denizden baş çıkarırlar.<br />
•    Güz  mevsiminde  o yüzbinlerce  dallar, yapraklar; bozguna  uğrayıp  ölüm  denizine  giderler.<br />
•    Kara kuzgun; yaslılar gibi siyahlar  giyinerek, bağlarda, yeşilliklerin matemini tutar.<br />
•    Varlık  köyünün sahibinden, yokluğa,  ‘Yediklerini geri ver’  diye tekrar  ferman çıkar.<br />
•    ‘Ey  kara  ölüm, nebattan,  ilaç  olacak  otlardan,  köklerden,  yapraklardan  ne  yedinse  geri  ver!’ (diye emredilir)…….. (Cilt-1    syf-151)</p>
<p>Ne dersiniz?  İlginç değil mi? Anladığımıza  göre; en az birbirini  kapsayan  dört  evrenden bahsetmektedir. Buna evren demek doğru  olur mu? Bilemiyorum. Fakat  dört  alem kesinlikle vardır. Biraz  irdeleyecek  olursak; buradaki  alemler, diğer anlamlarda  değil;  evren  anlamına  gelmektedir. Nasıl mı? Hayvanlar alemi, bitkiler  alemi….vb.. bir anlam taşımıyor. Çünkü  burada  ‘alem’ kendi  cinsinden olanı  ifade  etmektedir. Yukarıdaki ‘ alem’ sözcüğünün  kullanımında  ise, bir  farklılık  vardır. Birbirinden  bağımsız  görünen, fakat  kendi  aralarında  ilişkileri olan, iç içe geçmiş  bir  evren  düzeninden  bahsetmektedir.  En içte , ‘duygu ve  renk  alemi’, onun hemen dışında  onu sarmalayan  ‘varlık alemi’,  yine  onu  sarmalayan, ‘hayal alemi’, son  olarak da,  onu da  sarmalayan  ‘YOKLUK ALEMİ’<br />
İyi de,  bütün  bunlar  ‘FİH-İ  MAFİH’  değil mi? (Yani ‘için  içi’, ‘iç içe  geçme’  demektir.)<br />
Başlangıçta, maddenin  hiçlikten  yaratıldığını  savunup ta,  daha  sonra  bu  düşüncesinden vazgeçen  Hoyle; ‘Yaratılan  maddenin’  kaynağını  sorgulamakta  ve  bir  cevap  bulamamaktadır. Sanki  bir  çıkmaza  düşmüş  insanın  çırpınışlarını  sergilemektedir. En  sonunda maddenin  hiçlikten  çıktığını, yaratıldığını  kabul  eder.<br />
Mevlana’ya göre  ise; Madde  evreninden, yani  duygu  evreninden,  yüzbinlerce  zıddın  birbirlerini  yok  ettiğini söyler. Bilindiği gibi bütün  maddeler  kendilerini  bir  zıt  ile  tanımlarlar. Şöyle ki ; maddenin temel  parçacığı  olan  (+) yük (Kuarklar) olmasa, (-) yük  elektronu  tanımlamak  mümkün  değildir. Bu iki  varlığın  bir araya  gelmesiyle de madde  tanımlanabilir  forma  girmiş  olur. Bu  zıtların birbirleriyle  iyi  geçinmeleri, maddenin  yaşanılır  kılınmasını  sağlar. Kuarkların  oluşturduğu  protonlar  çevresinde  elektronların  dönmeye  başlamasıyla, hayatta olan bir  madde oluşmuş  olur. Yıldız  ölümlerinde  olduğu  gibi  yüksek  basınç  altında, zıtların  çökmesiyle,  önce  nötron  yıldızı, daha sonra da daha  büyük  basınçlara  maruz  kaldığında  yok  olup, sadece bir  noktaya dönüşmesi, yani  ‘karadelik’  oluşturarak  ‘duygu’ evrenindeki  hayatına  son verir.</p>
<p>Mahvolan  bu  maddelerin,  ruhlar  halinde  yokluk  evrenine  ulaştığını  kast  edip; varlık  evreninin  sahibinden, yokluğa, ‘aldıklarını  geri  ver’  fermanının  çıkması, yani  evrene tekrar  hidrojen  olarak  madde  pompalanması. Buradan  bütün varlığın  sebebinin,  yokluk  evreni  olduğu da  anlaşılmaktadır. Sanki Hoyle’nin çıkmaza  düştüğü  sorunun  cevabı  gibi…<br />
Olayları dikkatlice  süzüp; biraz daha  irdeleyelim. ‘Zıtların  mahvettiği’  maddenin  ‘yokluk evrenine’ ruh olarak döndüğü, oradan tekrar  ‘varlık  alemine’ katar- katar,  besleklerin  geldiğini; özellikle  ‘Yediklerini geri ver!’ fermanının çıkması, maddenin  en az iki kavramlı  bir  varlık  olduğunu söylemekte. Birinci  kavramı  biz  biliyoruz. Bunun  adına da ‘kütle’  diyoruz. Ama  mahvolan  maddelerin  yokluk  alemine  dönen,  ‘KAVRAMSAL  VARLIĞI’ nedir?</p>
<p>Bütün mesnevileri ve  diğer  yazılanları  anlamaya  kalksanız, bir şeyin   vurgusunun  tam  farkına  varırısınız. O da  KUR’AN-I  HAKİM’ in  ABC’ sini  öğretmektir. Yani hepsi de  Kur’an-ı  anlamaya  yönelik  çalışmalardır. Bu da aşağıdaki  ayetleri  çok güzel  açıklamıyor mu?<br />
‘Yedi kat gök, dünya ve onların içinde olan herkes  Allah’ı  takdis  ve  tenzih eder. Hatta  hiçbir şey  yoktur ki, O’na hamd  ile tenzih  etmesin.  Ne var ki  siz onların bu  tenzih  ve  takdislerini  anlayamazsınız. Bunca  azametiyle  beraber, kullarının  gaflet  ve cürümlerine  karşı, O, halimdir, gafurdur’. (ISRA-44).<br />
‘ Biz  sabah akşam kendisiyle zikir  ve ibadet  etmeleri  için dağları, toplu  haldeki kuşları onun hizmetine  vermiştik.’ (SÂD- 18-19)<br />
‘Göklerde ne var, yerde  ne  varsa Allah’ı tenzih ve tesbih  eder. O aziz  ve  hakimdir.(Hadid-1)</p>
<p>Ne  dersiniz! Maddelerin  bir de  ‘takdis’ ve ‘tesbih’ yönü mü  var? Sadece  kütle  değil mi?  Acaba?</p>
<p>OSMAN  YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikogretmeni.com/seyreden-felsefe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan dediğin-5</title>
		<link>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin-5/</link>
		<comments>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin-5/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2006 10:20:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşündüren Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin-5/</guid>
		<description><![CDATA[ Bunların reddettikleri  bütün  bu  evrenlere,  bizim  üstatlarımızın her an  gidip  geldikleri  ise  su götürmez  bir  gerçektir. Mesnevi 4.ciltten alınan aşağıdaki  satırlar, iki  evren ya da daha  çok  evrenler  arasındaki ilişkileri  gözler  önüne  serdikleri  gibi,  ışık  hızının aslında  diğer  hızlara  göre  çok da büyük  bir  hız  olmadığını açıkça ifade etmektedirler. Miraç  edenlerin  safında  durursan  yokluk, seni  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font face="Times New Roman"><img src="http://fizikogretmeni.com/e-dergi/wp-content/insan.jpg" /> Bunların reddettikleri  bütün  bu  evrenlere,  bizim  üstatlarımızın her an  gidip  geldikleri  ise  su götürmez  bir  gerçektir. Mesnevi 4.ciltten alınan aşağıdaki  satırlar, iki  evren ya da daha  çok  evrenler  arasındaki ilişkileri  gözler  önüne  serdikleri  gibi,  ışık  hızının aslında  diğer  hızlara  göre  çok da büyük  bir  hız  olmadığını açıkça ifade etmektedirler.<span id="more-156"></span></font></p>
<ul type="disc">
<li><font face="Times New Roman" size="3">Miraç  edenlerin  safında  durursan  yokluk, seni  Burak  gibi  göklere  yüceltir.</font></li>
<li><font face="Times New Roman" size="3">Yere  mensup ve ancak  aya  kadar  yüceltebilecek  miraç değildir  bu.. Kamışı  şekere  ulaştıran  miraca  benzer bu.</font></li>
<li><font face="Times New Roman" size="3">Bu miraç,  buğunun  göke ağması  gibi bir  miraç  değildir. Ana  karnındaki  çocuğun bilgi ve irfan  derecesine  ulaşmasına  benzer.</font></li>
<li><font face="Times New Roman" size="3">Yokluk  küheylanı  ne de güzel  bir Buraktır. Yok  olduysan  seni  varlık  makamına  götürür.</font></li>
<li><font face="Times New Roman" size="3">Dağlar,  denizler  ancak  tırnağına  dokunabilir. O  derece  süratlidir. Duygu  alemini  derhal  geride  bırakıverir. (Duygu  evreninden  kasıt, bizim  içerisinde  yaşadığımız  görünür  evrendir. Yani reel  evren.)</font></li>
<li><font face="Times New Roman" size="3">Ayağını  gemiye  çek de can  sevgilisine  giden can gibi  oturduğun  yerde  yürüye  dur. </font></li>
<li><font face="Times New Roman" size="3">Elsiz  ayaksız  evveline  evvel  olmayan  Allah’a  kadar  git. Canların  yokluktan, elsiz  ayaksız  varlık  alemine  koştukları  gibi.</font></li>
</ul>
<p><font face="Times New Roman" size="3" /><font face="Times New Roman" size="3"></font><font size="3"></font><font face="Times New Roman">            Sanırım  duygu  evrenini  bir  anda  geçebilecek  bir  araç  ya da  canlının  hızının, ışık  hızının  milyar  katları  olması  gerektiğidir. Bunu  yokluk  bineği  Burak’ın  başarması  ise  ışık  hızının  devamlı  aşıldığı  sonucunu  bize  vermektedir. Bizler  bilimin  yönünü  kasıtlı  olarak  bir  taraflara  çevirebiliriz, ama  sadece bilime  vakit  kaybettiririz. Durdurmamız  imkansızdır. Capra’nın Aristo’ya  kızdığı  gibi, bizi  ışık  hızına  sıkıştıranlara da  elbet  bir  kızan  olur. Çünkü  Aristo,  fiziğin  yolunu  bu  şekilde  tıkayarak, elektromağnetizmanın  gelişmesini  oldukça  geciktirmiştir. Şimdi  kütle  yada  başka  kavramların  ışık  hızı  duvarına  çarptırılarak,  imajiner  kısımları  yok  sayılarak,  EVRENLER FİZİĞİ  geciktirilmektedir. Yine  Kuran-ı  Kerim’in  haber  verdiği  bazı  zaman  aralıklarından  bir  melek  ya da diğer  evren  cisimlerinin hızları  hakkında  yorum  yapma  imkanı da vardır. Bütün bu  hızların  hepsinin de  ışıktan  daha  hızlı  oldukları  açıkça  görülecektir. Kendinizi  görünür, yani  tanımlanabilir  evrenin  merkezinde  varsaysanız  bile, bu  evrenin  yarıçapının  ışık  hızının  çok yüksek  katları  olduğu da   artık  bilinen  bir  gerçektir.</font><font size="3"></font><font size="3"></font><font face="Times New Roman">             Hiçbir  araştırma  yapmadan  biraz  düşünüldüğünde  dahi  insanın, ışıktan  daha  hızlı  bir  yönünün  olduğu  gün  gibi  ortadadır. Bu  nedir  derseniz?  ‘Düşünce  hızıdır’.  Düşündüğünüz  anda,  düşündüğünüz  yerdesinizdir. Şu  anda  buradayım, düşündüm  bize  en  yakın  galaksi  etrafında  kendimi  dolaşıyor  olarak  hayal  ettim ve  oradayım. Bir anda  ne  kadar  yol  aldım  biliyor musunuz? Milyar  ışık  yılları  kadar  yol  aldım. Güneşteyim, ışığın 8,3 dakikada  aldığı  yolu  bir  anda  aldım. Ayrıca  insan  düşündüğü  anda  duygu  ve  varlık  evrenini  terk etmiş,  hayal  evrenine  düşüncesiyle  ulaşmıştır. Evrenlerin  en  dar  ve  sıkıcı  olanı  ise  bizim  evrenimizdir. Diğerlerinin  daha  geniş ve  büyük  olduğunu  düşünürseniz, aslında  siz  çok  büyük  yollar  alıyorsunuzdur. Devamlı  tekrar  etmek  istemiyorum  ama  düşüncenin  maddeyi  doğuran  en  temel  etken  olduğu  düşünüldüğün de, düşünce  hızının   madde  hızı  olarak  alınabileceği de  ortadadır.</font><font size="3"></font><font size="3"></font><font face="Times New Roman">              Şu  halde  ben  düşünüyorum,  düşünüyorsam  ışıktan  daha  hızlı  yönümü  ortaya  koyuyorum. Düşüncemle  hayal  evrenine  mesajlar  çekiyorum. Karar  verilmiş  kati  düşüncelerimi  oluşturuyorum. Yada yaşantılarımdan  benim  hangi  olay  karşısında  ne  yapacağım  belli. Yani  bir  tekdüze yaşama  sistemim  var. Sanki  robot. Hayatımda  etki- tepki  yasasından  başka  bir şey  yok. Her şey  otomatik  çalışıyor. Düşünce  sistemim  belli. O zaman önüme  gelecek  olaylar da belli. Sizlerinde  düşündüğü  gibi  ışıktan  hızlı  çalışan  tanecikler yada dalgalar  hayatımızın  bir  parçası  durumundadır. Öyleyse  nedenden  önce  oluşacak  bir  sonuç  yapısına,  insan  doğduğunda  sahiptir. Yine  söz dönüp dolaşıp  iyi  düşünme  egzersizine  geliyor. Yukarıdaki  mektup  örneğinde  olduğu  gibi,  insan  aslında  düşündüğünü  yaşıyor  diyebiliriz. Mesajı  alan  varlığın  yaratan  olduğunu  düşünecek  olursak,  sizin  düşünceleriniz  yaratana  çekilen  bir  mesajdır  işte. Mesajı  çekmeyi  düşündüğünüzde, daha  çekmeden, bütün  bu  olayları  ışıktan  hızlı  yönünüzle  yaptınız. Işıktan  daha  hızlı  hareket  eden  parçalarınız, daha  çekilmemiş  mesajınızı  yaratana  iletmiştir. Yaratan bu  mesajlarla yaşayacağınız olayları  sizden  önce  bilip  tespit  ederek; daha siz o işi  yapmaya  karar  vermeden  önünüze getirebilir. Mektuptaki  ikinci  şahsın, size daha göndermediğiniz  mektubun cevabını  yazması gibi. ‘Siz kendi  durumlarınızı düzeltmedikçe, Allah(cc) sizin durumunuzu düzeltmez’ ‘Siz  nasılsanız  öyle  yönetilirsiniz’ Bu ayetlerden de açıkça  anlaşıldığı  üzere, Allah’ın(cc)  insana  verdiği  hareket  serbestisi  azımsanamayacak  boyuttadır. Yani  çoğu  iş  yaptıklarımızın  semeresidir. Zaten sözde ‘amelin semeresi’(Mevlana) değil midir? Burada düşündüğünüz her şeyin, daha siz o fiili yapmaya başlamadan önce, sizin düşünmeniz  doğrultusunda sonucunun tespit edildiğine dikkat ediniz. Yaratanın  insanın  nasıl  yaşayacağını  önceden  bilip, tespit  etmesi, yani  kader  inancı da  bu  olsa  gerektir. Fakat bütün  istekler ve yaratılma  onun  süzgecinden  geçtiği  için, izin  verilmeyen  düşünce  ve  davranışlar  vardır.  </font><font size="3"></font><font face="Times New Roman">               Hani Nasrettin  Hoca’nın  bir fıkrası  vardır. Kendi  merkebi  ile  bir yere  giderken,  merkebinin diğer merkeplerin  dışkısını  kokladığını  görür. Bütün   dışkıları  toplayarak, merkebinin yem  torbasına  doldurur. Hadi ye bakalım der. Merkep torbadaki  dışkıları  yemeyip, kafasını  sallayarak  yem  torbasını düşürmek  ister. Bu arada  Hoca, neden  yemiyorsun! Sen  kokladın  bende  aldım  der. Söylemek  istemiyorum ama neden  hayatımızdan  memnun  değiliz. Biz bu  hayatı  kokladık ve onu  seçtik. Önümüze  gelen  olaylar  bizim  tercihimizdir. Neden  memnun  olmuyoruz. Memnun  değilsek  neden  bunu  seçtik. Seçen yine  biz  değil miyiz? Hepsi  olmasa da, yaşadıklarımız  bizim  tercihimizdir. Korkarım  hesap  gününde dahi, Allah’a(cc)  bana bunu  vermedin,  bende  bunu  yapamadım  gibi bahaneler  de  söyleyemeyeceğiz.  Çünkü  insan, karşısında kendi yaptıklarını ve  düşündüklerini  görmektedir. Yaşadıkları ve işledikleri  yalnızca  kendi  sorumluluğundadır.(Hepsi  olmasa da büyük bir kısmı)</font><font size="3"> <font face="Times New Roman" size="3" /></font><font face="Times New Roman" size="3"><font face="Times New Roman" size="3" /></font><font face="Times New Roman" size="3"><font face="Times New Roman" size="3" /></p>
<p></font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan Dediğin 4 ( Haddimiz Olmayarak )</title>
		<link>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin-4-haddimiz-olmayarak/</link>
		<comments>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin-4-haddimiz-olmayarak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2006 14:17:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşündüren Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin-4-haddimiz-olmayarak/</guid>
		<description><![CDATA[ Burada  size  ışıktan hızlı  cisimler  olabileceğini,  ‘nedensellik  ilkesini’ ve bu  ilkenin  kader  inancına  nasıl  bir  atıfta  bulunduğundan  bahsetmek  istiyorum.                Felsefi  nedensellik  ilkesinden  başka, Einstein’ın ortaya  atmış  olduğu  bilimsel  nedensellik  ya da göreli  nedensellik  diyebileceğimiz  ilkeden  bahsetmek  istiyorum. Felsefi  nedensellik  der ki, her  olayın  bir  nedeni  vardır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="width: 42px; height: 50px;" title="insan dediğin 4" src="http://www.fizikogretmeni.com/wp-content/uploads/2006/02/insandedigin3.jpg" alt="insan dediğin 4" width="42" height="50" align="left" /> Burada  size  ışıktan hızlı  cisimler  olabileceğini,  ‘nedensellik  ilkesini’ ve bu  ilkenin  kader  inancına  nasıl  bir  atıfta  bulunduğundan  bahsetmek  istiyorum.<span id="more-115"></span><br />
               Felsefi  nedensellik  ilkesinden  başka, Einstein’ın ortaya  atmış  olduğu  bilimsel  nedensellik  ya da göreli  nedensellik  diyebileceğimiz  ilkeden  bahsetmek  istiyorum. Felsefi  nedensellik  der ki, her  olayın  bir  nedeni  vardır.<!--more Benzer  nedenler  benzer  sonuçlar  doğurur. Einstein’ın  nedensellik  ilkesi ise  bir  olayın sonucu  nedeninden  önce  olamaz, der. Yani  zaman açısından  neden, sonuçtan  daha  önce  gelir  der. Bu yasayı  anlamak  için  bir  örnekleme  yapmamız  gerekecektir. Bir  olay  diğer  bir  olayın  nedeni  olsun. ‘Neden’  olarak  bilinen  olay  kaçınılmaz  olarak  ‘sonuç’ olarak  adlandırdığımız  olayı  doğuracaktır. Pek  tabidir ki  neden  gerçekleşmezse  sonuçta  doğmaz. Bu  tip  olaylar da  birbirine  neden – sonuç  ilişkisiyle  bağlanmışlardır. Çünkü  fizikte  nedeni  bilinmeyen fakat  sonucu  bilinen  olaylar da vardır.&lt;br--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin-4-haddimiz-olmayarak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilinç  Bilim mi dir?</title>
		<link>http://www.fizikogretmeni.com/bilinc-bilim-mi-dir/</link>
		<comments>http://www.fizikogretmeni.com/bilinc-bilim-mi-dir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2006 11:25:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşündüren Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikogretmeni.com/?p=88</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıya çıkarılmış evren düzenlerinin; her şeyi kapsayan Yokluk Aleminden(Büyük Ruh), itibaren hayal ve düşünce alemi, varlık alemi, duygu ve renk alemi olarak için içi şeklinde sarmalandığına dikkat ediniz. Yine daha önceden bahsettiğimiz, düşüncenin madde oluşturduğu bilgisini de göz önüne alarak, bilincin bilim oluşturup oluşturmayacağına hep beraber karar verelim. İnsan ruhuyla Allah’tadır(cc). Bir insan dünya üzerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşağıya  çıkarılmış  evren  düzenlerinin; her şeyi  kapsayan  Yokluk  Aleminden(Büyük Ruh), itibaren  hayal ve  düşünce  alemi,  varlık  alemi,  duygu  ve  renk  alemi  olarak  için  içi  şeklinde  sarmalandığına  dikkat  ediniz. Yine  daha  önceden  bahsettiğimiz,  düşüncenin  madde  oluşturduğu  bilgisini de  göz  önüne  alarak, bilincin  bilim  oluşturup  oluşturmayacağına  hep  beraber  karar  verelim.<span id="more-88"></span><br />
<img src='/ocak-2006/insandedigin3.jpg' alt='' /><br />
                 İnsan  ruhuyla  Allah’tadır(cc). Bir  insan  dünya  üzerinde  bir  fiil  gerçekleştirmek  isterse; önce  o  fiili  düşünür ve  kafasında  karara  bağlar. Kafaya  oturtulmuş  bu  fikir, tam  kararlılığa  ulaştığında, bu  düşüncelerin  tamamı  hayal  alemindedir. Bu  alemde  akıllar  ve  düşünceler  yüzer. Yani  o  alemin  maddesi  akıl,  düşünce veya  hayallerdir.Yalnız  karara  bağlanmış  kendisine  inanılmış  düşünce   ve  hayallerden oluşmaktadır. Allah’ın(cc)  ruhunun  güneşliğinde ve insan  ruhunun  cisimliğinde  akıl  ve  düşüncenin  oluştuğunu, insan ruhunun  güneşliğinde, aklın  cisimliğinde de  maddenin  oluştuğunu  varsaydığımıza,  yani  düşüncenin  madde  oluşturduğunu  söylediğimize  göre;  fiili  gerçekleştirecek  insanın tam kararlılıkla  şu  an  için  dünyada  eşi  olmayan  bir  mekik  yapmak  istediğini  düşünelim. İradenin  bu  işi  yapmaya  yeterli  gücü  olduğunda,  bu  düşüncelerin  tamamı  ‘Hayal  Alemindedir’ Hayal  alemine  varan  bütün  düşüncelerin de  yaratılma  zorunluluğu  olduğunu  evren  düzeninden  sezebilirsiniz. İnsan  ruhunun  güneşliğinde  artık  gölgesi  düşürülecek  bir düşünce  maddesi  elde  edilmiş  olur. Bu  düşünceye  insan  bilincinin ve  ruhunun  etki  etmesiyle,  o fiil,  yani  mekik  yapma  işi  yaratılmaya  başlanmış  olur. Bu  iş  için  yapılan gerek  maddi  gerekse  düşünsel  hareketler ve  elde  edilen  kazanımların  tamamı; yaratılmış  olur. Buradan  bir  maddi  mekik  gövdesi  doğduğu  gibi, gerekli  bilgi ve  yeni  düşünceler de  ortaya  çıkar. Öyleyse  bilinç doğanın   tam manasıyla  bir  parçasıdır. Bilinç  olayı  doğa  parçası  olmakla  kalmayıp, yeni  düşünceler  oluşturarak, evren  maddesi  üretmeye ve  çogaltmaya  neden  olduğunu da  hissettirmektedir.<br />
               Modern  bilim de  bu  konuya  oldukça  kafa  yormaktadır. Roger  Penrose  bilinç  hakkında  şunları  söyler. ‘Belki de  oluşumumuzu  sağlayan   ayrıntılı  yöntem, bizi  oluşturan  maddeye  hükmeden kesin  fiziksel  yasalarda  olduğu  gibi,  bilincimizle  gerçekten  ilgilidir. Belki,  maddenin  özel  doğasının  altında  yatan  ve  maddenin  nasıl  davranması  gerektiğine  hükmeden  erişilmesi  zor  nitelik  her  ne  ise  onu  anlamamız  gerekecek.  Fizik  bilimi  henüz  bu  aşamaya  gelmemiştir. Açığa  çıkarılması  gereken  daha  birçok   giz  ve  kazanılması  gereken  daha  derin  bir  sezgi söz  konusudur.’</p>
<p>Osman Yılmaz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikogretmeni.com/bilinc-bilim-mi-dir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan Dediğin 2</title>
		<link>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin-2/</link>
		<comments>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2005 12:44:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşündüren Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikogretmeni.com/e-dergi/?p=74</guid>
		<description><![CDATA[Tabi bu olayın başka bir yönü de vardır. Müsbet bilimlerden gidildiğinde, bunların incelenmesi ve ortaya konulması oldukça zahmetli ve zaman alıcı bir iştir. Bu bilgilere ulaşmak için kaç insan ömrü gerekir o da ortadadır. Oysa tasavvuf ile bu bilgilere ulaşılması fazla zaman almayan, fakat nasipli bir iştir. Nasibin yanında da dehşetli bir iştir. Bu bilgilerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.fizikogretmeni.com/e-dergi/wp-content/insan.jpg' alt='' /><br />
Tabi  bu  olayın  başka  bir  yönü de  vardır. Müsbet  bilimlerden  gidildiğinde,  bunların  incelenmesi  ve  ortaya  konulması  oldukça  zahmetli  ve  zaman  alıcı  bir  iştir. Bu  bilgilere  ulaşmak  için  kaç  insan   ömrü  gerekir  o da  ortadadır. Oysa  tasavvuf  ile  bu  bilgilere  ulaşılması  fazla  zaman  almayan,  fakat nasipli  bir  iştir. Nasibin  yanında da  dehşetli  bir  iştir. Bu  bilgilerin  ışığında  tasavvuf  bilgisinin de  yaratılış  bilgisi  olduğunu  kavrıyor  ve  müsbet  bilimlerle  tasavvuf  bilgisinin  aynı  hedefe  giden  değişik  doğrultudaki  vektörler  olduğunu  müşahade  ediyoruz.. <span id="more-74"></span>Aynı  zamanda  temiz  ruhların  ve  sağlam  iradeli  düşüncelerin  bu  hakikatleri  ortaya  çıkardığını   düşünecek  olursak,  güzel  ahlakın  önemini de  anlamış  oluruz. Peygamber  efendimizin  ‘ben  güzel  ahlakı  tamamlamak   üzere  geldim’  demesinin de   hikmeti bu  olsa  gerektir. Siz  ne  kadar  kötü  düşünceli  ve  iradesiz  iseniz  kainattaki  size  ait  kurallarında   bozulduğuna  ve  bozulacağına  dikkat  etmeniz  gerekmektedir. Evrenin  fen bilgisi yasalarının bozulması sonucunda, insanın kendi kıyametini  hazırladığını da buradan görmüş oluruz. O zaman  güzel  ahlak  zahirde  dünyayı  yaşanılır  kıldığı  gibi,  batında da  sizi  yaşatan  kuralların  sağlamlığını  ortaya  koyan  tek  olamasa da  önemli  bir  olgudur. Bazılarımızın  hurafe  diye  bakabileceği  toplumda  oldukça  ilginç  ama  kaynağı  belli  olmayan  sözler  vardır.  ‘Allah(cc)  iyilerin  sayısının  kırkta  bire  inmediği  sürece  dünyayı  batırmayacaktır’ diye. Kötü  ahlakın  ve  kötü  düşüncenin  kendi  kuyusunu  kendisinin   kazması  gibi  bir  şey  olduğunu da  hayretle  öğrenmiş  bulunuyoruz. ‘Kıyamet  Müslümanlar  üzerine kopmayacaktır’ hadisi de;  yaratılış  bilgisine ve  davranışına  sahip olan  insanların,  evrenin  işleme  biçimine  nasıl  katkıda  bulunduğunun  ayrı  bir  destekçisidir. Kısaca  evreni  işleten  fizik  bilgisi ve diğer bütün  bilimlerin  oluşması  insanın  yaratılış bilgisinin  bir  sonucudur. Burada  hemen  belirtelim, kuralların  bütününü  kapsamaz. Kıyamet kopmadan önce, bütün Müslümanların  ruhlarının  kabzedilip, kıyametin inançsızlar  üzerine  kopacağı  söylenmektedir. Yani  önce  evreni  ayakta  tutan düşünce öldürülüyor, daha  sonra  haliyle  evren  yasalarının  bozulmasıyla  kıyamet  kopuyor. Ayrıca  ‘Allah kullarına  zulmetmez.’<br />
             Öyleyse  insanın  kendisi  bir  bilimdir. Bugüne  kadar  öğrendiği de  kendi  yaratılış  ve  yaşatılış  bilgisidir. Varlık  nedir? Varlık  işte  budur. Din  nedir? Allah’ı(cc) tanıma ve  yaratılış  bilgisini  öğrenmesidir. Yaratılış  bilgisi  insanın  kendisinde  var  olduğu  için   insanın  kendisini  öğrenmesidir. Yani  ilim,  ilim   bilmektir.  İlim  kendin  bilmektir. Tasavvuf,  kuru  söz  değildir. Tasavvufla  müsbet  bilimler  aynı  yolun  yolcusudurlar.  Görebilene  fizik,  kimya,  matematik…vb..  bilimler de  bir  tasavvuftur. Bir  dindir. Çünkü  bunlarda da  yaratanın  bilgisi  ve  kokusunun  olduğu  gibi,  yaratılış  bilgisinin  ve  yaşatılışın ta  kendisidir. Fakat  müsbet  bilimler  parçadan  bütüne   gittiklerinden;  bütünün  her  zaman  her  gözle  anlaşılamaması  gibi  bir  tehlike de  vardır.</p>
<p>                                                               <a href="http://imageshack.us"><img src="http://img202.imageshack.us/img202/259/adsz773ga.jpg" border="0" width="175" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /></a></p>
<p>           İnsan  yaşantısının, incelenmiş  davranışlarının elbette  bir bilim  oluşturacağı  açıkça  ortadadır.  Bilime  kaynaklık  eden de  yine  insanın  kendisidir. Ama  bazıları  insanda  bu  kadar  özelliğin  olmasının,  kurbanıdırlar.  İnsanı  anlamaya  çalışmaktadırlar ama  parçadan  bütüne  gitmenin  kavramsal  zorluklarına  boyun  eğmişlerdir.  İşin  içine  şeytan’da  girince  büsbütün  düşünceler  karışmıştır.  İnsan  doğduğunda  Allah’a   en  yakın  olduğu  zamandır. Onu  tanımak  ve  insanın  içine  yazılmış  bilgileri  en çok sezdiği ve  farkında  olduğu  zamandır. Yaratılmış  yeni  her  şey  eski  her  şeyden  Allah’a  daha  yakındır. Yeni  yağan  yağmur, kar, kısaca  oluşan  her  şey  Allah’a   daha  yakındır.<br />
           İnsan  yaşadıkça,  değişik  dünya  zevkleri  ile,  değişik  düşüncelerin  etkisinden  kendisini  kurtaramaz.  Yani  devamlı  bağıl  düşünür. İnsanın  kendisine  ulaşabilmesi  için  öncelikle  bağıl  düşünme  çemberini  kırması  gerekir.  Daha  sonra da  kendisini,  kendini  araştıracak  buraya  ait  konsantrasyon  artırıcı  işlerden  kaçınması  gerekmektedir. Yani  burada,  kayısı  çekirdeği  gibi  yok  olmalı ki,  başka  dünyalara  doğsun  ve  kendi  yaratılış  bilgisine  sahip  olsun.  Nasip  ederse  evliya  olsun. O zaman  bilginin  kaynağı  artık  insanın  kendi  içerisinde  fışkırmaya  başlar.. Hele  kendi  içerisindeki  büyük  ruhla  irtibat da  kurdu mu? Artık  bilimde  onundur, teknoloji de. İnsan  yaratılışı  gereği  alıştığı  ortamı ve  alışkanlıklarını  zor  terk  eden  bir  varlıktır.  Bir  ortamdan  diğer  ortama  girişi,  kendisi  için  tanınmama  probleminden  kaynaklanan  zorlukları  ortaya  koyar. Bu da  insanın  buradan  ayrılışını  zorlaştıran   bir  etkendir.<br />
             Şimdi; insanın  yaratılmasındaki  amaç,  Allah’ın(cc) masivalarında  kendisini  seyretmesi, kendisinin  takdis  ve  tenzih  edilmesi, övülmesi, güçlüye  hakkının  verilmesi  olduğuna  göre, Allah’ı(cc)  takdis ve  tenzih  edecek  kişiler  ya da  kişinin de  takdir  yetkisine  sahip, sözüne ve  takdirine  itibar  edilir  kişiler  olması  gerekir. Örneğin  bir  insan  bir  konu  üzerinde  derin  araştırmalar  yapsa ve  bu  araştırmaları  hiç  ilgisi  olmayan  kişiye  aktarsa, bu  kişi de  yapılan  çalışmayı  çok  takdir  etse  bunun  çalışmayı  yapan  için  hiç  bir  önemi  yoktur. Zaten  takdir de  edemez. Çünkü  bu  kişi  yapılan  çalışmayı,  emeği ve  dehayı  fark  edemeyecek  kapasitededir. Siz  bir  tez  verdiyseniz  bu  tezi  ehliyetli  kişilere  aktararak  onların  övgülerini  almak  durumundasınızdır.   Değerli ve  geçerli  olan  budur. Bu  sebepledir ki,  insan da  dünya ya  güçlü  ve  takdir  yetkisiyle  donatılarak  gönderilmiştir. Çünkü  işin  sonunda  Allah’ın(cc) takdir  edilmesi  vardır. Ayrıca  takdir  yetkisi  olan  kişinin de  bağımsız  ve  ayrı  bir  iradeyle  takdir  etmesi  gerekir. Hal  böyle  olunca da  Cenabı  Hak, insanları  güçlü,  donanımlı  kılarak,  ayrıca da  iradeyle  göndermiştir.. Bu güç ve iradenin  övmesi  ancak bir değer ifade eder. Üstelik  bu  iradelerin  gönüllü olarak övmeleriyse, büyüklüğün  tanındığı  anlamına  gelir.. Bu  nedenledir ki  Allah(cc),  insanları  yarattıktan  sonra,  onlarla  sözleşme  yapmıştır. ‘Ben sizin Rabbiniz  değil miyim?’, Ruhlar da  O ‘na ‘evet  Sen  bizim  Rabbimizsin’ diyerek  sözleşmelerini  tamamlamışlardır.  İşte  bu sözleşme, irade ve  güç  anlamına  gelmektedir. Çünkü  sözleşme, sözleşme  gücüne sahip bir  kişiyle  yapılır. Küçük bir çocukla ya da köle bir kişi ile sözleşme yapılamaz. Onlarla sözleşme yapmak için velisini veya sahibini ararız. İnsan  iradesinin de  yukarıda  anlattığımız  üzere  oldukça  büyük  işlevleri  gerçekleştirdiği  düşünülürse,  her  insanın  Allah’ı(cc)  tanıma  zorunluluğu  ortaya  çıkmaktadır.  Çünkü  Allah’ı(cc)  tanımayan bir  irade  ve  nefsin,  insanı  yaşatacak  kurallar  bütününe  oldukça  büyük  zarar  vermesi  söz  konusudur. Yıldızların  sistemlerinin  temiz  ruhlar  üzerine  kurulması,  insanın  ruhunun  ve  düşüncesinin de  yaratılış  çizgisine  çekilmesini  zorunlu  kılmaktadır. Keza  bu  insanın kendi  geleceği  için  şart  gözükmektedir. Zaten Cenabı Hak’da Rahmet  sahibidir. Yaratılış  çizgisi; kendisinden  çok,  bize  rahmet  içindir.(Çünkü Allah(cc) kullarına  zulmetmez). Burada,  evrene  insan  oğlunun  gelişi  Allah’ın(cc) kendisini  seyretmesi  ise, yaşama  ya da  yaşatılışı da  insanların  Allah’ı(cc)  seyretmesine(tanımasına takdis ve tenzih etmesine)  bağlıdır. Bu  bir  sınavdan çok, insanın bekası için,  zorunlu  yol  olarak  gözükmektedir..<br />
               Kendisini  tanımayan, Allah’ın(cc)  güç  ve  kudretinden  yeteri  kadar  haberi  olmayan  bir  insanın  iradesinin de;  taa ki  Allah’ı(cc)  gereği  gibi  tanıyana  kadar,  Allah’a(cc)  teslim  edilmesi  gereği de  ortaya  çıkmaktadır. Çünkü  yaratılış  çizgisine  gelemeyen  bir  iradenin  kendisine  ve  evrene  oldukça  büyük  zararları  olacaktır. Hal böyle  iken;<br />
                 İnsan: Ruhuyla  Cenabı Hak’tadır. Aklıyla, hayaliyle,  hayal  aleminde, cismiyle    varlık ve  renk  alemindedir.(Bu  alemler  daha  önce  belirtilmişti)  Bütün  bu  saydıklarımız da  yaratılmış  evren  düzenleri  olduğuna  göre,  İNSAN  EVRENİN  KENDİSİDİR. Ayrıca  insanın her an bu  saydığımız  yerde  bulunması, aslında  insana  bahşedilen  büyük  bir  fizik  bilgisine de  işaret  etmektedir. İnsanın  her  an, büyük  ruhun  kapsadığı, yokluk  aleminin içerisinde  kalan  evren düzeninde  her yerde  mevcut  olduğudur. İnsana kendisi  küçük  ama cürmü  büyük  diye  atıfta  bulunulur. Aslında  insanın  cürmünden,  çok daha  büyük  olan  kendisidir. Diğer  varlıklar  insanın  gölgesinde,  insan  için  yaratılmış  evrende, daha  doğrusu  insanın  kendisinde  yaşamaktadırlar. Zaten  insan da  ‘Yaratılmışların  en  şereflisi’ değil midir? Bütün  bu  olanlar da  şerefin  bahşettikleridir.<br />
                İnsanın  düşünce  ve  iradeden  oluştuğunu, diğer  işlevlerinin  bunların  yanında  çok  mühim  bir  yer  kaplamadığını  söylediğimize  göre, soru:  Bilinç  bir  bilim midir? Bilinç  doğanın  parçası mıdır? Sorusuna  gelmektedir. Bu  sorunun cevabının tam  olarak  anlaşılabilmesi  için,  daha  önce de  belirttiğimiz  evren  düzenlerine   tam  vakıf  olmak  gerekir.  </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan Dediğin</title>
		<link>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin/</link>
		<comments>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Nov 2005 14:48:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşündüren Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikogretmeni.com/e-dergi/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[Rabbin&#160; meleklere: &#8216;Ben&#160; yeryüzünde&#160; bir&#160; halife&#160; yaratacağım&#8217; dediği vakit onlar: &#8216;A! Oradaki&#160; nizamı bozacak&#160; ve&#160; yeryüzünü&#160; kana&#160; bulayacak bir&#160; mahluk mu&#160; yaratacaksın? Oysa&#160; biz&#160; sana&#160; devamlı hamd, ibadet&#160; yapıp, seni&#160; tenzih&#160; etmekteyiz.&#8217;&#160; dediler. Allah:&#160; &#8216;Ben&#160; sizin&#160; bilmediğiniz&#160; çok&#160; şeyi&#160; bilirim&#8217;&#160; buyurdu. Ve&#160; Adem&#8217;e&#160; bütün&#160; isimleri&#160; öğretti. Müteakiben&#160; önce&#160; onları&#160; meleklere&#160; göstererek: &#8216;İddianızda&#160; tutarlı&#160; iseniz&#160; haydi&#160; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <img src="http://fizikogretmeni.com/e-dergi/wp-content/insan.jpg" alt="resim1" /><br />
Rabbin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>meleklere: &lsquo;Ben<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yeryüzünde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>halife<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaratacağım&rsquo; dediği vakit onlar: &lsquo;A! Oradaki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>nizamı bozacak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yeryüzünü<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kana<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bulayacak bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>mahluk mu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaratacaksın? Oysa<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>biz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sana<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>devamlı hamd, ibadet<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yapıp, seni<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tenzih<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>etmekteyiz.&rsquo;<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dediler. Allah:<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>&lsquo;Ben<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sizin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilmediğiniz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çok<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>şeyi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilirim&rsquo;<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>buyurdu.<span id="more-42"></span></p>
<ul style="MARGIN-TOP: 0cm" type="disc">
</ul>
<ul style="MARGIN-TOP: 0cm" type="circle">
<li class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify; mso-list: l0 level2 lfo2; tab-stops: list 72.0pt">Ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Adem&rsquo;e<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bütün<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>isimleri<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>öğretti. Müteakiben<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>önce<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>onları<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>meleklere<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>göstererek: &lsquo;İddianızda<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tutarlı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>iseniz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>haydi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Bana<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>şunları isimleriyle<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bildirin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bakalım!&rsquo; dedi.</li>
<li class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify; mso-list: l0 level2 lfo2; tab-stops: list 72.0pt">&lsquo;Sübhansın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ya Rab! Senin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bize<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bildirdiğinden<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>başka<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ne<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilebiliriz ki? Her şeyi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hakkıyla<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilen, her şeyi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hikmetle<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yapan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Sensin&rsquo; dediler.</li>
<li class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify; mso-list: l0 level2 lfo2; tab-stops: list 72.0pt">Allah: &lsquo;Adem! Eşyanın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>isimlerini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>onlara<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sen<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bildir&rsquo;<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dedi. O da isimleriyle<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>onları<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bildirince<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Allah<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>buyurdu: &lsquo;Ben size<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>demedim mi ki göklerin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yerin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sırlarını<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Ben<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilirim.&rsquo; Ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Ben sizin gizli<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>açık yapmakta<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olduğunuz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>her şeyi de bilirim.(Bakara 30,31,32,33)</li>
</ul>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><o :p>&nbsp;</o></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Ayetlerde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>açıkça<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ifade<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>edildiği<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gibi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaratıldığında<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bütün<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>eşyaların<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>isimlerini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>öğrenmiş<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olarak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dünyaya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gelmektedir.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Yani<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hard disk<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gibi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilgi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yüklü<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olarak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>inşa<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>edilmekte, her<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>canlının<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>doğar<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>doğmaz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>görevini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bildiği<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gibi insan da<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>davranışlarını ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>nasıl<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yol<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>izleyeceğini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilerek<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dünyaya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gelmektedir. Hatta<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>daha<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ileri<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>giderek<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bütün<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilimleri<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilerek de dünyaya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>geliyor<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>diyebiliriz.</p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><o :p>&nbsp;</o></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Fihi Mafih&rsquo;de<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>de bildirildiği<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gibi, insan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çok<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>büyük<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>varlıktır. İçinde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>her şey<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yazılıdır. Fakat<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insanın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaratılışı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gereği,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir hayvani<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yönü<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir de<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insani<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yönü<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>vardır. Görünürde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>peşin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>zevklere<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>amade<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hayvani<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yönümüz, bize<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insani<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yönümüzü<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>unutturur.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Çünkü<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hayvani<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>davranışların<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>meyvesi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>peşindir. Peşin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ücret de<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insana<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>cazip<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gelmektedir. Çok yüce<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insan, bu zevklere<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>aldanarak bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kalıba<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sığdırılmış<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olur. Oysa ki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>düşünce<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>demektir, İlim demektir, hikmetin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kendisidir. Gerisi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>et<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kemikten<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ibarettir. </p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kayısı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çekirdeğini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>düşünün. Toprağa<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>attığınız<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çekirdekte<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hiçbir şey<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kalmadığı zaman<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ancak yeşerip<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dünyaya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dal<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>vermektedir. Kendinizi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>düşünün, uykuya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tam<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olarak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dalmadığınızda<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>rüya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>görebilir mi siniz?. Cevabınız<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hayır<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olacaktır. Ala<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>uykulu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gördüğünüz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>rüyalarda<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çoğunlukla<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gördüğünüz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>şeyin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>rüya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olduğunu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilir ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>rüyadan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>haz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>alamazsınız. Bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>size<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>eziyette<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>verir ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>biran önce<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>uyanmak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>için<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gerekeni<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaparsınız.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Bir konuya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tam<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olarak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>adapte<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olmadan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>o konuyu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>anlamanız da<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>imkansız<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gözükmekte. Öyleyse<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>işin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olma<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olasılığını<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>artırmak veya olmasını<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sağlayabilmek<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>için, o konuya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tam<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>adaptasyon<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp; </span>zorunlu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gözükmekte. İnsanın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>büyük<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ilimle<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>donatıldığını<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>varsaydığımıza<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>göre<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>aklınıza<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hemen<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>benim<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ilimden<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>neden<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>haberim<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yok<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>diye<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>soru<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gelebilir. Aslında<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sorunun<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>cevabı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yukarıdaki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>satırlarda<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gizli<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>veya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>açıktır. Bizim:<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>adaptasyon, işe kendini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>verme, konsantre<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dediğimiz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>şeylerin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hepsi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çevreyle<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ilgini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kesme<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>anlamına<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gelmektedir. Çekirdeğin içerisindeki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kayısı varlığının,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dünyaya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gelebilmesi ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>orada<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaşayabilmesi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>için,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çekirdekle<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ilişkisini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kesmesi gerekmektedir. Çekirdekten<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>herhangi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>nedenden<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dolayı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ayrılamayan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kayısı, asla<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dünya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>atmosferine<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gözlerini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>açamaz. Bizler de<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>o çekirdeğin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kayısı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ağacı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olup<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olmadığını, hacmini,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>meyvesini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>asla<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>anlayamaz ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kavrayamayız. Daha<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>önce<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>benzerini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>görmediğimiz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>için de<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>onun<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sadece<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çekirdekten<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ibaret<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olduğunu, çok<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>küçük<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hacimde,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>eğer<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tatlı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çekirdekse<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sadece<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kuru<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yemiş<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kaplarını<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dolduran<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>habbe<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olarak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>algılarız. Oysa<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kayısı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ne habbe<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ne de küçücük<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir çekirdektir. Onun<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>özelliğini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dünya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yüzeyine<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çıkıp da,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dal<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>verme , meyve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>verme,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yakacak olma, eski<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>evlere<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>direk olma , yeşil yapraklarıyla besin oluşturma ve canlılara<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>oksijen sağlama<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gibi özelliklerinin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hiçbirini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tanımamış<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>oluruz.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>İşte<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insan da<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kendisini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sadece<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çekirdek<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olarak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilmektedir.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Kendi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>özelliklerinin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hiçbirinin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>farkında<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>değildir. Burada<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yok<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olup da,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>diğer<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tarafta<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>canlanmayı da<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hiç<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>denememektedir. Eğer<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>diğer<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tarafta<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>canlanabilme<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>imkanını<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kendinde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bulursa,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilimlerin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kendisinde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olduğunu, bütün<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>meslekler ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bütün<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilimlerin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kafasının<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>içinde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bulunduğunu da farkedecektir. Bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çekirdek<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olma<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>cihetiyle<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dahi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yine de<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilimlerden<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>koku<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>alabilmekte<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bunu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ilerletebilmektedir. Ne<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gariptir ki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kendisinde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olanı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tanımayarak,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>başkasından, gecesini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gündüzüne katıp çalışarak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>onu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>satın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>almaktadır. Şimdiki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Müslümanlar<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gibi.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Eşyanın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hakikati, Allah&rsquo;ın(cc)<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>isimlerinin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sonucudur.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Kainattaki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bütün<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>maddeler<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Allah&rsquo;ın(cc)<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>isimlerinden<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaratılmadır.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Ayetteki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hitaba<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>göre de<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insan,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bütün<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>isimleri<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilmektedir. İsimleri<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>biliyorsa<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>eşyanın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaratılmasını da<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>biliyor<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>demektir. Biliyor<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ama<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bildiğini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilmiyor. Bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gariplik<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ise<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>onu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çıkmaza<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>itiyor. Zaten<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bildiği<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>şeyleri<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>öğrenmek<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>için<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>de, gece gündüz durmadan çalışıyor. Bilim,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olmayan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>şeyi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ortaya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>koymak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>değildir. Olan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>şeyleri<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>arayıp<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bulmak ve onlar<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>arasındaki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ilişkiyi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ortaya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>koymaktır.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Hiçbir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tarihçi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olmayan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>savaştan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sonuç<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çıkarmamış,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hiçbir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>coğrafya bilimcisi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ise<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olmayan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dağın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yükseltisini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>vermemiştir. Bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>fizikçi gözlem<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yapmadığı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olay<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hakkında<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>matematiksel<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>denklemler<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>üretmemiştir. Yani<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insanın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>işi,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olanı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bulmaktır.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Eğer<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bulduklarımız,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>zaten<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bildiklerimiz ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>farkına<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>varmadıklarımız<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ise, bunlar<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>zaten<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>var<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>iseler, ayetteki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>isimlerin,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insana<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>öğretilmesi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yönü<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çok<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ilginç<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>noktaya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>getiriyor<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insanı.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Nasıl mı? </p>
<ul style="MARGIN-TOP: 0cm" type="disc">
</ul>
<ul style="MARGIN-TOP: 0cm" type="circle">
<li class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify; mso-list: l1 level2 lfo1; tab-stops: list 72.0pt">Yıldız<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gibi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tertemiz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ruhlar,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gökyüzündeki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yıldızlara<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>feyiz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>verir. Yardım<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>eder.</li>
<li class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify; mso-list: l1 level2 lfo1; tab-stops: list 72.0pt">Görünüşte<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>o yıldızlar, bizim<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>varlığımıza,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sağlığımıza<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sebeptir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ama<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hakikatte<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bizim<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp; </span>batınımız,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bizim<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>iç<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yüzümüz, gökyüzünün<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>durmasına, varlığına<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sebeptir.(Mesnevi cilt-4 syf:43)</li>
</ul>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Aslında<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sözün<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>üzerine<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bizim<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir şeyler<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yazmamız<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çok<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>anlamsız<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olacak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ama,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sözü<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>biraz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>indirgeyelim.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Burada<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insanın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>cüzi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaratma<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gücüne<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>değinilmektedir.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp; </span>İnsan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kendi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaşadığı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>evrenini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kendisi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kurmakta <span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;</span>ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>işletmektedir. Bütün<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yıldızların<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaratılmasına<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yardım<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>edilmesi,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yaratma<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>işinin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tamamının<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kendisinde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olmadığını<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bize<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>düşündürse de,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kainattaki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>nizamın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>işlemesindeki<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insanın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yön<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>verme<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gücünün<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>azımsanamayacağı da<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gerçektir. İnsanın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>batını,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>akıl<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ruhudur. Ruh<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>değişmez<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Küll&rsquo;e bağlıdır. Akıl<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ise<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>aslında<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>iradenin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gücüdür. İnsan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>iradesinin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kuvvetliliği<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>aklın<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>düşünmenin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>isabetliliğini ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>doğruluğunu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ortaya<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>koyar.. Çünkü<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>iç<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yüzümüzün, gökyüzünün durmasına<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sebep<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>vermesi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>irade<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>işidir. Bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>duruş iradesiz ve ilimsiz<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olmaz.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Öyleyse<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ilimle<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gökyüzü<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ayakta<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>duruyor.<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Bunun<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yanında<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gökyüzünü<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ayakta<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>tutacak bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>iradenin de<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olması<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gerekiyor. Bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>irade<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>akıldan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yıldızları<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>çalıştıracak<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>evren<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilgisini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hazırlamasını<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>istiyor ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>akılda<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>düşünce<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yoluyla<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>evren<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilgisini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>hazırlıyor. Öyleyse<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kainat<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilgisinde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kendini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>öğrenmekten<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>başka<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir şey<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yapmıyor. Tabii olarak,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bizi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>burada<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ilme<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>zorlayan da<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>irademizin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kendisidir. Bize<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>evren<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilgisini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>verende<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yine<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kendimizdir. Tamamı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olmasa da<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>evren bilgisi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>aslında<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>biziz. Hiç<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insan,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>cüziliği<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ile<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Allah&rsquo;a(cc)<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>şey<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>öğretebilir mi?<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Haşa! Öyleyse<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sebebi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olan bir<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olay da,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insana<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bir şey<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>öğretemez. Aslında insanın, fizik, kimya ya da diğer bilim dallarından öğrendiği bir şey yoktur. Bütün bu bilimler zaten kendisinde mevcuttur. Daha ilginç olanı ise, bilimlerin doğmasının<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>sebebi, insanın kendisi oluşudur. Nasıl mı? İnsanın yaşaması için gereken ihtiyaçlar ne ise, insan iradesi bu oluşumun ilmini üretmektedir. Bu da demek oluyor ki, insan bilimlerden kendisini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>öğrenmektedir. Ama<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>nasıl<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>oluyor da<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>evrenden bir şeyler<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>öğreniyoruz?. Evren<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilgisinin de,<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>aslında<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>insandan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>elde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>edilen<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilgi<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>olduğunun<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>farkına<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>varmışızdır. İnsan<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>iradesinin<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>bu<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bilgileri<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>bize sunduğunun da farkındayızdır artık. Hani<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Yunus<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>şöyle<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>söylememiş mi;</p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><o :p>&nbsp;</o></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>İLİM, İLİM<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>BİLMEKTİR</p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span>İLİM KENDİN<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>BİLMEKTİR</p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>SEN<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>KENDİN<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>BİLMEZ<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>İSEN</p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="mso-spacerun: yes">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>BU<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>NİCE<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>OKUMAKTIR.</p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><o :p>&nbsp;</o></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: right" align="right"><b style="mso-bidi-font-weight: normal">Osman Yılmaz<o :p></o></b></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikogretmeni.com/insan-dedigin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sen iyi düşün ne çıkarsa bahtına</title>
		<link>http://www.fizikogretmeni.com/sen-iyi-dusun-ne-cikarsa-bahtina/</link>
		<comments>http://www.fizikogretmeni.com/sen-iyi-dusun-ne-cikarsa-bahtina/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Oct 2005 19:53:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşündüren Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikogretmeni.com/e-dergi/?p=23</guid>
		<description><![CDATA[Bundan önceki yazımızda, kültürlerin fizik bilimi üzerinde nasıl bir etki yaptığını yazmıştık. Kuantum fiziğinin gelişmesindeki felsefeyi oluşturan etmenlerin en başında, Hint felsefesinin, Hint öğreti okullarının çok önemli işlevler gerçekleştirdiğini ve bu kültürlerin hepsini İslam kültürünün kapsadığını söylemiştik. Bilinmeyen yönüyle İslam öğretilerinin bilime nasıl bir rehber olacağını bir örnekle anlatmaya çalışacağım. Doğu okullarının yerini, İslam kültüründe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <img src="http://fizikogretmeni.com/e-dergi/wp-content/dfizik.jpg" alt="resim1" /><br />
  Bundan  önceki  yazımızda, kültürlerin fizik bilimi  üzerinde nasıl bir etki yaptığını yazmıştık. Kuantum fiziğinin  gelişmesindeki felsefeyi oluşturan etmenlerin en başında,  Hint felsefesinin, Hint öğreti okullarının çok önemli işlevler gerçekleştirdiğini ve bu kültürlerin  hepsini İslam kültürünün kapsadığını  söylemiştik. Bilinmeyen yönüyle İslam öğretilerinin bilime nasıl bir rehber olacağını bir örnekle anlatmaya çalışacağım.<span id="more-23"></span><br />
          Doğu okullarının yerini, İslam kültüründe  tasavvuf  okulları almaktadır. Doğudaki ‘Zen Öğretisi’ Okulunun yerini bizim kültürümüzde, örneğin ‘Ashabı- Kehf’ in üniversitesi almaktadır. Ya da bir tasavvuf okulu onun yerini almaktadır. Mevlana’nın  tasavvuf  öğretisi gibi. Her tasavvuf öğretisi bir mistik düşüncenin öğretisi konumundadır.<br />
         Bundan önceki Doğu Okullarının bazı öğretilerinin fizikteki karşılıklarını söylemiştik. Örneğin Şiva Dansının, evrenle bir haberleşme olduğunu, bunun da kuantumda, her hareketliye bir dalganın karşılık geldiğinin karşılığı olduğunu belirtmiştik. Bunu  zaten İslam kültürün de velilerin; ‘her an her yer delikleriyle’ açıklamak mümkündür. Bunun yanında  daha özele indiğimizde, Yazılan tasavvuf  kitaplarından, bilime yol göstermek şöyle dursun; bilimin en son nereye kadar varacağını kestirmek dahi mümkün gözükmektedir. Sırası geldikçe yazacağımız  üzere, Mevlana’nın  ‘Mesnevi’ adlı eserinde  bize sunulan ‘evren modellerini’ ilk olarak yazmak isterim. Mevlana diyor ki;</p>
<p>•	Yokluk  alemi, pek geniş ve hudutsuz  bir alemdir.Bu hayal ve varlık,  o alemden yüzlerce gıda  alır, o alemden  belirir, beslenir.<br />
•	Hayaller, yokluk  alemine  nispetle  dardır. Onun için  hayal,  darlık  ve sıkıntıya  sebep olur.<br />
•	Varlıkta  hayalden  daha  dardır. O yüzden aylar, bu alemde hilal gibi  görünür.<br />
•	Duygu ve renk  aleminin, yani bu dünyanın varlığı ise ….Yokluğa, hayale ve  varlığa  nispetle  büsbütün  dardır. Adeta  daracık  bir  zindandır.(M.E.B yayınları cilt-1 syf- 248)</p>
<p>•	Yüz binlerce  zıt, zıddını  mahveder; sonra  senin  emrin  onları  yine   varlık  alemine  getirir.<br />
•	Aman ya Rabbi! Her an  yokluk aleminden,  varlık  alemine,  katar- katar  yüz binlerce  kervan  gelip  durmakta!<br />
•	Hele her gece, bütün ruhlar, bütün akıllar, o uçsuz bucaksız derin denizde batar, yok olurlar.<br />
Yine  sabah  vakti, o Tanrıya  mensup ruhlar ve akıllar,  balıklar gibi  denizden baş çıkarırlar.<br />
•	Güz  mevsiminde  o yüz binlerce  dallar, yapraklar; bozguna  uğrayıp  ölüm  denizine  giderler.<br />
•	Kara kuzgun; yaslılar gibi siyahlar  giyinerek, bağlarda, yeşilliklerin matemini tutar.<br />
•	Varlık  köyünün sahibinden, yokluğa,  ‘Yediklerini geri ver’  diye tekrar  ferman çıkar.<br />
•	‘Ey  kara  ölüm, nebattan,  ilaç  olacak  otlardan,  köklerden,  yapraklardan  ne  yedinse  geri  ver!’ (diye emredilir)…….. (Cilt-1    syf-151)<br />
 <img src="http://fizikogretmeni.com/e-dergi/wp-content/dfekim.jpg" alt="resim1" /><br />
           Mevlana’ya göre; Birbirini kapsayan en az 4 evren düzeni  içerisinde  yaşamaktayız. Nüve evren  bizim içerisinde  yaşadığımız, en küçük ‘Duygu ve Renk’ evrenidir. Bu evren içerisinde  yaşadığımız galaksi sistemlerinin, yani görünür evrenin tamamını kapsar. Bunu kapsayan ikinci evren türü ise ‘Varlık Evreni’ dir. Bu evren, duygu ve renk  alemini kapsadığı gibi, bizim evrenimize gelen maddelerin de son şeklinin  alındığı ikinci büyük evrendir. Adından da anlaşılacağı üzere varlığın ilk belirdiği evrendir. Bunu da kapsayan üçüncü büyük evrenin ‘Akıl ve Hayal’ evreni olduğunu görüyoruz. Bu evrenin, kendisinden  önce gelen diğer büyük iki evreni de kapsadığını yani çevrelediğini anlıyoruz. Yine bu evrenin akıl ve hayalden  oluştuğunu görüyoruz. Yani kullandığımız aklımızın bir  evreni olduğunu  hayretle  anlıyoruz. Dördüncü ve son evrenin ise;  bütün evrenleri kapsayan, en büyük evren olduğunu görüyoruz. Bu evrenin adı ‘Yokluk Evreni’dir. Yani burada maddi varlık adına hiçbir şey yoktur. Bu evren, kümelere benzetilmek istenirse, her şeyi kapsayan evrensel küme niteliğindedir. Bu evrenin sonunun olmaması da  evrenselliğinin ve sonsuz oluşunun bir göstergesidir.<br />
          Bu cümlelerden anladığımız sadece bunlarla sınırlı değil elbette. ‘Bu hayal ve varlık, o alemden yüzlerce gıda  alır, o alemden  belirir, beslenir.’ Cümlesi üzerinde biraz duracak olursak; aklın, varlığın, duygu ve bütün maddelerin  kaynağının yokluk alemi olduğu görülmektedir. Oradan yaratıldığı ve oradan beslendiği çok açık bir şekilde ifade edilmektedir.<br />
        Maddenin  oluşum sırasının, yokluktan başlayarak, öncelikle aklın oluştuğunu, daha sonra maddenin varlık aleminde temel taneciklerinin oluştuğunu anlamaktayız. Nihayetinde ise madde son şeklini temel taneciklerin bir araya gelmesiyle bizim evrenimizde görünür şekline girmiş olmaktadır.<br />
       Dikkat edilecek en önemli olaylardan birisi ise şudur. Yokluk evreni ile tabir edilen, her şeyi kapsayan evrenin ‘Allah’ın ruhu olduğudur. Bütün bu evrenleri  insana benzetecek olursak; İnsanın bir ruhu vardır. Aynı zamanda bir de aklı ve cismi yani varlığı vardır. Daha dikkatli baktığımızda insanın kendisinin  bir evren olduğunu görmekteyiz. Yani her insana karşılık gelen bir evren vardır. Bu cümlelerin doğuracağı sonuçlar da daha ilginçtir. Kimi  hadisi şeriflerde ‘ insanı  öldürenin insanlığı öldürmüş gibi, yaşatanın da evreni  yaşatmış gibi olacağı’ vurgusunun altında yatan gerçeğin sanki bu olduğudur.<br />
      Çıkarılacak diğer bir sonuçta  maddenin  yaratılış sırasında gizlidir. Maddenin  yaratılış sırasının; ruh, akıl, varlık ve madde şeklinde oluşudur. Maddenin son  şeklinin  akıl sırasından geçtik ten sonra  varlık olmaya adım atışı, aklın madde oluşturduğu  üzerinde insanı  düşündürmektedir. İnsanın  evrenin kendisi olduğu  gerçeğini  göz  önüne alarak, birkaç düşünme eksersizi  yapılacak  olursa, her düşünüşün  hayal evreninde  yerinin  oluşu aşikarca görülecektir. Çünkü sayılan bütün evren düzenleri içerisinde  insanın bir parçası  mevcuttur. Maddi varlığı duygu evreninde, atom altı parçacıklarıyla  varlık evreninde, akıl ve hayaliyle de hayal evreninde, ruhuyla da yokluk  evrenindedir. Yani  insan her düşünüşünde hayal  evrenine  akıl ve hayal  aktarmaktadır. Hayal evreni  sanki  insan düşünceleri ile beslenmektedir. Her düşünüş, en azından bir hayal oluşturacağı  için, oluşacak maddenin de hammaddesi  üretilmiş olacaktır. Evren düzenindeki hayal alemine çıkan  her aklın madde oluşturacağı muhakkak olduğuna göre  her düşünüşte madde oluşturmaktadır.<br />
    Sonuç olarak,  insan bilinci bir bilimdir. Oluşumumuzu  meydana getiren gerçekliğin ta kendisidir. Bilinç, evreni besleyen tek olmasa da önemli bir parçasıdır. İnsan evrenin  kendisi olduğuna göre  ve her evrenden bir parça taşıdığına göre, insan her an  evrenin  her yerindedir. Öyle ya sen iyi düşün, ne çıkarsa bahtına.</p>
<p>                                                                                                                OSMAN  YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikogretmeni.com/sen-iyi-dusun-ne-cikarsa-bahtina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnancın iklimde gelişen bilim</title>
		<link>http://www.fizikogretmeni.com/inancin-iklimde-gelisen-bilim/</link>
		<comments>http://www.fizikogretmeni.com/inancin-iklimde-gelisen-bilim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2005 20:52:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Osman Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşündüren Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikogretmeni.com/e-dergi/?p=2</guid>
		<description><![CDATA[Bilimsel bir bulgunun serüveninden kısaca bahsetmek istersek; önümüze gelen son formülleşmiş bir fizik yasasının daha önceden nelerden esinlendiğini, bu bulguya nelerin kaynaklık ettiğini biraz irdeleyelim. Yeryüzündeki kültürel farklılıklar fizik biliminin de farklılıklar göstererek gelişmesinin temel nedeni olarak gözlenmektedir. Klasik fizik diye adlandırdığımız, Newton’la özdeşleşmiş makro fizik yasaları batı kültürünün bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Kuantum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://fizikogretmeni.com/e-dergi//wp-content/dfizik.jpg" alt="resim1" /><br />
Bilimsel bir bulgunun serüveninden  kısaca bahsetmek istersek; önümüze gelen son formülleşmiş bir fizik yasasının daha önceden nelerden esinlendiğini, bu bulguya nelerin kaynaklık ettiğini biraz irdeleyelim.<span id="more-2"></span><br />
Yeryüzündeki kültürel farklılıklar fizik biliminin de farklılıklar göstererek  gelişmesinin temel nedeni olarak gözlenmektedir. Klasik fizik diye adlandırdığımız, Newton’la özdeşleşmiş  makro fizik yasaları batı  kültürünün  bir ürünü  olarak karşımıza çıkmaktadır. Kuantum  fiziğinin  gelişmesinde etkin  olan doğu mitsizimidir. Doğu  mistikçilerinin  hayat anlayışları,  yeni bir fizik  anlayışına bilim  çevrelerini  götürmüştür.  Önceden durağan kabul edilen evren, batı  kültürünün bir sonucuydu. Hatırlanacak  olunursa  Galileo’nun’ dünya yuvarlaktır ve dönüyor’ demesi  onu  ömür boyu ev hapsinde kalmasına  neden  olmuştu. Eğer ki bu batılı manada bir  görüşten  vazgeçilmeyip, ısrar edilmiş olsa idi bu günkü  fizik biliminin  buralara gelmesi de  hayal  olurdu.<br />
      Doğu  mistisizminin  ana düşüncesi, dünyadaki  bütün fenomenleri(dışa vurum)  aynı  gerçekliğin  farklı  belirişleri  olarak kabul etmektir. Söz konusu olan  varlık, evrenin özü  olarak  kabul  edilmekte ve gözlemlediğimiz  bütün  olayların ve  nesnelerin çokluğunun  temeli ve de birleştiricisi olarak  değerlendirilmektedir.  Hindular bu varlık ya da gerçekliğe ‘BRAHMAN’, Budistler ‘DHARMAKAYA’(var oluşun bedeni) ya da ‘TATHATA’(varlık) derler. Bu varlık ya da gerçeklik’te  kendisini dışa vurma arzusu yatmaktadır. Yani devamlı  olarak var olup, yok olmakta ve kendisini daima değiştirmektedir. Doğanın  özünde  bulunan bu değişim arzusu, başka deyişle doğayı oluşturmakta olan gerçeklik  yada varlığın daima  kendisini  değiştirmek  arzusunda oluşu, kuantum  fiziğinin  temel dinamiği olmuştur. Bu düşünüşün doğayı  okumaktaki  kabiliyeti diğer  kültürlerin bir anda üstüne çıkmış ve doğu  mistisizmi bir anda revaçta bir görüş olarak  parlamıştır.<br />
     Gerçekliğin dışa vurumu  olarak, gerçeklik çok dinamik bir yapıya sahiptir. Yani evren  şaşırtıcı bir hızla devingendir. Bütün doğu okullarının hedefi,  evreni dinamik bir halde  yakalayabilmektir. Evrenin karakteri ise sürekli  hareketli kalmak ve her zaman hareket  halinde  olmaktır. Aynı zamanda evren bir akış ve değişim bütünü  olarak  kabul edilmelidir. Bu akış ve değişimin sonucunda bütün varlıklar, kozmik  ışımanın  varlıksal boyutlarına indirgenmiş  hali  olarak  algılanmaya  başlanmıştır.  Bu düşünüşlerin sonucunda ‘KARMA’ fikri ortaya  çıkmıştır. ‘karma’ hareket anlamındadır. Tüm fenomenler arasında hareketli ya da dinamik bir etkileşimin varlığı karma  görüşü tarafından  kabul edilmektedir. ‘Tüm hareketler, zaman içinde ve doğadaki bütün kuvvetlerin karışımı ile  oluşurlar’. Dikkat edilirse, bu görüş fizik biliminin tamamıdır. Çünkü doğadaki kuvvetlerin tamamı, sonucunda bir fiziki hareket meydana getirirler. Dört temel kuvvetin meydana getirdiği çeşitli hareket tipleri mevcuttur. Sabit olan bir cisim için, ideal ortamlarda hareket için kuvvet şartı mutlaktır.<br />
        Özet olarak; mistisizm öğretisi, organik, büyüyen ve ritmik olarak hareket edebilen, daima akıcı, yani değişim içerisinde olan bir dünya görüşüne sahiptir. Onlara göre buradaki bütün durağan varlıklar hayalidir. Dünyadaki hayali varlıklara bağlanmak da, ızdırapların başlıca nedenleri olarak görülür. Dünyaya bağlanabileceğimiz kadar değerli ve önemli, hiçbir şeyin  bulunmadığını da ortaya atmışlardır. Bir mistikçi, hayatın akışına ayak diremekten çok, hayatın akışına ayak uydurandır. Yani ritmik danslarına katılan, hareketine eşlik edip, kozmik frekansı yakalayandır.<br />
       Mistisizmin bu dinamik niteliği, onun şu anki gözüken en önemli  özelliğidir. Doğu mistikçileri evreni, aralarındaki bağıntıların durağan olmadığı, dinamik bir biçimde örülmüş olan ve birbirinden ayrışamayan bir ağ olarak görmektedirler. Yani kozmik ağ hayat doludur. Hareket eder, büyür ve sürekli olarak değişir. Modern fizik de evreni, tıpkı buna benzer bir ilişkiler ağı olarak kabul eder. Kuantum kuramında, maddenin dinamik yönü, atom altı parçacıkların dalgasal doğalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca mistik görüşün, izafiyet teoremine de önemli katkıları olmuştur. Çünkü burada uzay-zamanın birleştirilmesinde, maddenin varlığının, maddenin yaptığı hareketten ayrılamayacağı gösterilmiştir. Yine hepimiz biliriz ki kuantumda madde dalgaları diye bir teorem vardır. =h/p ‘Her hareketli parçaya bir dalga eşlik eder’ diye  kısaca açıklayabileceğimiz, bu teorem de mistisizmi doğrulayan bulgulardır.<br />
      Kuantum kuramına göre parçacıklar, aynı anda da birer dalga gibidirler. Bu özellik ise onların çok özgün bir davranış sergileyecekleri anlamına gelir. Örneğin atom altı bir parçacık, küçük bir uzay bölgesine sıkıştırıldığında, buna çevresinde dönme ile cevap verir. Haps olma bölgesi ne kadar küçükse, parçacık bu bölgenin içinde o kadar hızlı dönme ile cevap vermektedir. Bu davranış tipik bir ‘ kuantum etkisi’  örneğidir. Bize, dışarıdan bakıldığında hareketsizmiş gibi gelen, büyük kütleler, aslında iç dünyalarına çok büyüten bir mercekle bakıldığında, çok karışık hareketler yumağı olarak gözükecektir. İşte bu hareket, sürekli devingenlik anlamına gelmektedir. Çevremizdeki bütün maddesel varlıklar, birbirleriyle atomik düzeyde ilişkiler kurarlar. Bu ilişkilerden, moleküler yapının olağanüstü çeşitliliği ortaya çıkar. Bu oluşumları meydana getiren proton ve elektronların birbirlerine bağlanışları, çekirdek kuvvetleri ve elektriksel kuvvetlerle olmaktadır. Bilindiği gibi doğada 4 temel kuvvet vardır. Bunlar:<br />
   1-Nükleer kuvvet<br />
   2-Elektriksel kuvvetler<br />
  3-Magnetik  kuvvet<br />
  4-Kütle çekim kuvveti.<br />
       İlk işlevleri olarak, en güçlü  kuvvet, nükleer kuvvettir. En zayıfı da kütle çekim kuvvetidir. Nükleer kuvvetler, çok güçlü olduklarından, ilişkide bulundukları parçacıkları oldukça küçük hacimlere sıkıştırırlar. Örneğin, atomun  çekirdeğini bir arada tutan kuvvetler bu kuvvetlerdir. Bu nedenledir ki, iki proton birbiri çevresinde akıl almaz bir hızla dönerler. Ortalama c/4 kadardır. Yani bir protonun dönüş hızı saniyede 75 km/s kadardır. Tabi ki bu ortalama bir hızdır.<br />
      Elektriksel  kuvvetlerin güçleri, nükleer kuvvetlere göre biraz daha zayıf olmalarına rağmen, onlarında hatırı sayılır bir kuvvet olduğu bir gerçektir. Elektronlar  çekirdek çevresinde bu kuvvetle çekirdeğe bağlı olarak dönerler. Daha zayıf olduklarından, elektronları proton kadar küçük bir hacme sığdıramazlar. Bu nedenle atomun yarıçapı, çekirdeğin yarıçapından çok büyüktür. Yani elektron protona göre daha geniş bir alanda döner. Dolayısıyla hızı da protonun hızından çok daha küçüktür. Bir elektronun çekirdek çevresindeki dönüş hızı  ortalama 11 km/s dir.<br />
       Kütle  çekim kuvveti ise zayıf bir kuvvet olup, büyük kütleler arasında kendini hissettiren bir kuvvettir. Küçük kütleler arasında da elbette mevcuttur, ama çok zayıf olduklarından ihmal edilirler. Kendisine bağladıkları cisimleri, zayıf olmaları nedeni ile çok büyük  yarıçaplarda  döndürürler. Bunun sonucunda, dönüş hızları da oldukça küçüktür. Örneğin, dünyanın güneş etrafındaki dönüş  hızı yaklaşık, ortalama olarak 30 km/s dir. Bu hız Güneş ile Dünyanın ortalama yörünge yarıçapı düşünüldüğünde, elektron ve protonun dönme hızına göre çok küçük bir hızdır. Bir proton 75 km/s’lik hızla proton çevresinde oldukça büyük sayılarda tur atmakta iken, ya da bir elektronun çekirdek çevresindeki tur sayısı ortada iken, dünya bir yıl gibi uzun bir zamanda bir turunu ancak atabilmektedir.<br />
        Kütle çekiminin diğer büyük kütleler arasında da olduğu varsayıldığında, güneş sistemimiz, galaksi odağı çevresinde ortalama 250 km/s’lik hızla döndüğünü ve bu dönüşlerin her çekimsel kuvvetlerin olduğu yerde var olduğunu ve mikro’dan  makro’ya  her varlığın muhteşem bir ahenk içerisinde dönme hareketinde bulunduğu görülmektedir. Hareketin çeşidinin dönme devingeni olması da ayrıca bu hareketlere ayrı bir esrar katmaktadır.<br />
       Sonuç olarak  İslam ve Türk kültürüne bakıldığın da ise Hac ibadetinden, Mevlana’nın  Sema hareketlerine kadar hepsinde, hep evreni anlamaya ya da evrenin yaşayan hareketlerinin  tekrar edildiğini düşünmekten insan kendini alamıyor. Çünkü var olandan hiçbirisi dönmeden edemiyor.<br />
       Aslında doğu mistisizmi, bu verileri  kendi din öğretilerinden almaktadır. Yer yüzüne gönderilmiş bütün dinler, İslam dinidir. Ne var ki bütün bu dinlerin asılları bozularak, adları da İslam olmaktan çıkıp, Hıristiyanlık, Musevilik ..gibi adlar almışlardır. Aslen böyle bir din ya da dinler yoktur. Yer yüzüne gönderilen tek din İslam dinidir. Budizm ya da diğer dinler aslı bozulmuş İslam dinidir. Bu nedenledir ki, İslamiyet, yer yüzeyindeki bütün doğru din öğretilerini kapsar. Yani doğu-batı bütün mistik düşünceleri kapsar. Bütün bu anlattıklarımız, İslam medeniyeti ve kültürü içerisinde mevcuttur. Öyleyse biz neden ilmi gelişmelere ön ayak olamıyoruz? Sorusunun cevabı; batının terk ettiği değerleri, batılılaşmak için zoraki yaşıyoruz da ondan. </p>
<p>                                                                                                               OSMAN  YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikogretmeni.com/inancin-iklimde-gelisen-bilim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

