Sen iyi düşün ne çıkarsa bahtına

Bundan önceki yazımızda, kültürlerin fizik bilimi üzerinde nasıl bir etki yaptığını yazmıştık. Kuantum fiziğinin gelişmesindeki felsefeyi oluşturan etmenlerin en başında, Hint felsefesinin, Hint öğreti okullarının çok önemli işlevler gerçekleştirdiğini ve bu kültürlerin hepsini İslam kültürünün kapsadığını söylemiştik. Bilinmeyen yönüyle İslam öğretilerinin bilime nasıl bir rehber olacağını bir örnekle anlatmaya çalışacağım.
Doğu okullarının yerini, İslam kültüründe tasavvuf okulları almaktadır. Doğudaki ‘Zen Öğretisi’ Okulunun yerini bizim kültürümüzde, örneğin ‘Ashabı- Kehf’ in üniversitesi almaktadır. Ya da bir tasavvuf okulu onun yerini almaktadır. Mevlana’nın tasavvuf öğretisi gibi. Her tasavvuf öğretisi bir mistik düşüncenin öğretisi konumundadır.
Bundan önceki Doğu Okullarının bazı öğretilerinin fizikteki karşılıklarını söylemiştik. Örneğin Şiva Dansının, evrenle bir haberleşme olduğunu, bunun da kuantumda, her hareketliye bir dalganın karşılık geldiğinin karşılığı olduğunu belirtmiştik. Bunu zaten İslam kültürün de velilerin; ‘her an her yer delikleriyle’ açıklamak mümkündür. Bunun yanında daha özele indiğimizde, Yazılan tasavvuf kitaplarından, bilime yol göstermek şöyle dursun; bilimin en son nereye kadar varacağını kestirmek dahi mümkün gözükmektedir. Sırası geldikçe yazacağımız üzere, Mevlana’nın ‘Mesnevi’ adlı eserinde bize sunulan ‘evren modellerini’ ilk olarak yazmak isterim. Mevlana diyor ki;
• Yokluk alemi, pek geniş ve hudutsuz bir alemdir.Bu hayal ve varlık, o alemden yüzlerce gıda alır, o alemden belirir, beslenir.
• Hayaller, yokluk alemine nispetle dardır. Onun için hayal, darlık ve sıkıntıya sebep olur.
• Varlıkta hayalden daha dardır. O yüzden aylar, bu alemde hilal gibi görünür.
• Duygu ve renk aleminin, yani bu dünyanın varlığı ise ….Yokluğa, hayale ve varlığa nispetle büsbütün dardır. Adeta daracık bir zindandır.(M.E.B yayınları cilt-1 syf- 248)
• Yüz binlerce zıt, zıddını mahveder; sonra senin emrin onları yine varlık alemine getirir.
• Aman ya Rabbi! Her an yokluk aleminden, varlık alemine, katar- katar yüz binlerce kervan gelip durmakta!
• Hele her gece, bütün ruhlar, bütün akıllar, o uçsuz bucaksız derin denizde batar, yok olurlar.
Yine sabah vakti, o Tanrıya mensup ruhlar ve akıllar, balıklar gibi denizden baş çıkarırlar.
• Güz mevsiminde o yüz binlerce dallar, yapraklar; bozguna uğrayıp ölüm denizine giderler.
• Kara kuzgun; yaslılar gibi siyahlar giyinerek, bağlarda, yeşilliklerin matemini tutar.
• Varlık köyünün sahibinden, yokluğa, ‘Yediklerini geri ver’ diye tekrar ferman çıkar.
• ‘Ey kara ölüm, nebattan, ilaç olacak otlardan, köklerden, yapraklardan ne yedinse geri ver!’ (diye emredilir)…….. (Cilt-1 syf-151)

Mevlana’ya göre; Birbirini kapsayan en az 4 evren düzeni içerisinde yaşamaktayız. Nüve evren bizim içerisinde yaşadığımız, en küçük ‘Duygu ve Renk’ evrenidir. Bu evren içerisinde yaşadığımız galaksi sistemlerinin, yani görünür evrenin tamamını kapsar. Bunu kapsayan ikinci evren türü ise ‘Varlık Evreni’ dir. Bu evren, duygu ve renk alemini kapsadığı gibi, bizim evrenimize gelen maddelerin de son şeklinin alındığı ikinci büyük evrendir. Adından da anlaşılacağı üzere varlığın ilk belirdiği evrendir. Bunu da kapsayan üçüncü büyük evrenin ‘Akıl ve Hayal’ evreni olduğunu görüyoruz. Bu evrenin, kendisinden önce gelen diğer büyük iki evreni de kapsadığını yani çevrelediğini anlıyoruz. Yine bu evrenin akıl ve hayalden oluştuğunu görüyoruz. Yani kullandığımız aklımızın bir evreni olduğunu hayretle anlıyoruz. Dördüncü ve son evrenin ise; bütün evrenleri kapsayan, en büyük evren olduğunu görüyoruz. Bu evrenin adı ‘Yokluk Evreni’dir. Yani burada maddi varlık adına hiçbir şey yoktur. Bu evren, kümelere benzetilmek istenirse, her şeyi kapsayan evrensel küme niteliğindedir. Bu evrenin sonunun olmaması da evrenselliğinin ve sonsuz oluşunun bir göstergesidir.
Bu cümlelerden anladığımız sadece bunlarla sınırlı değil elbette. ‘Bu hayal ve varlık, o alemden yüzlerce gıda alır, o alemden belirir, beslenir.’ Cümlesi üzerinde biraz duracak olursak; aklın, varlığın, duygu ve bütün maddelerin kaynağının yokluk alemi olduğu görülmektedir. Oradan yaratıldığı ve oradan beslendiği çok açık bir şekilde ifade edilmektedir.
Maddenin oluşum sırasının, yokluktan başlayarak, öncelikle aklın oluştuğunu, daha sonra maddenin varlık aleminde temel taneciklerinin oluştuğunu anlamaktayız. Nihayetinde ise madde son şeklini temel taneciklerin bir araya gelmesiyle bizim evrenimizde görünür şekline girmiş olmaktadır.
Dikkat edilecek en önemli olaylardan birisi ise şudur. Yokluk evreni ile tabir edilen, her şeyi kapsayan evrenin ‘Allah’ın ruhu olduğudur. Bütün bu evrenleri insana benzetecek olursak; İnsanın bir ruhu vardır. Aynı zamanda bir de aklı ve cismi yani varlığı vardır. Daha dikkatli baktığımızda insanın kendisinin bir evren olduğunu görmekteyiz. Yani her insana karşılık gelen bir evren vardır. Bu cümlelerin doğuracağı sonuçlar da daha ilginçtir. Kimi hadisi şeriflerde ‘ insanı öldürenin insanlığı öldürmüş gibi, yaşatanın da evreni yaşatmış gibi olacağı’ vurgusunun altında yatan gerçeğin sanki bu olduğudur.
Çıkarılacak diğer bir sonuçta maddenin yaratılış sırasında gizlidir. Maddenin yaratılış sırasının; ruh, akıl, varlık ve madde şeklinde oluşudur. Maddenin son şeklinin akıl sırasından geçtik ten sonra varlık olmaya adım atışı, aklın madde oluşturduğu üzerinde insanı düşündürmektedir. İnsanın evrenin kendisi olduğu gerçeğini göz önüne alarak, birkaç düşünme eksersizi yapılacak olursa, her düşünüşün hayal evreninde yerinin oluşu aşikarca görülecektir. Çünkü sayılan bütün evren düzenleri içerisinde insanın bir parçası mevcuttur. Maddi varlığı duygu evreninde, atom altı parçacıklarıyla varlık evreninde, akıl ve hayaliyle de hayal evreninde, ruhuyla da yokluk evrenindedir. Yani insan her düşünüşünde hayal evrenine akıl ve hayal aktarmaktadır. Hayal evreni sanki insan düşünceleri ile beslenmektedir. Her düşünüş, en azından bir hayal oluşturacağı için, oluşacak maddenin de hammaddesi üretilmiş olacaktır. Evren düzenindeki hayal alemine çıkan her aklın madde oluşturacağı muhakkak olduğuna göre her düşünüşte madde oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, insan bilinci bir bilimdir. Oluşumumuzu meydana getiren gerçekliğin ta kendisidir. Bilinç, evreni besleyen tek olmasa da önemli bir parçasıdır. İnsan evrenin kendisi olduğuna göre ve her evrenden bir parça taşıdığına göre, insan her an evrenin her yerindedir. Öyle ya sen iyi düşün, ne çıkarsa bahtına.
OSMAN YILMAZ