Üniversite Sınavları Kıskacında Kalan Eğitim-Öğretimimiz ve Fizik Dersleri
21.Asrın ilk çeyreğini yaşadığımız şu yıllarda, eğitim sistemimizin getirdiği bir takım çarpıklıklardan ötürü, öğretmen ve öğrencilerimiz okul-dershane-üniversite giriş sınavları arasına sıkıştırılmış durumdalar. Bu gerçeklerin her biri ayrı ayrı düşünüldüğünde kimilerine göre öğretmen ve öğrencilerimiz bu kısır döngüyü yaşamaya mecburlar. Çünkü ‘ülkemiz gerçekleri’ yöneticilerimize başka bir çözüm yolu bırakmıyor!
Peki, mevcut sistemle yetiştirmeye çalıştığımız öğrencilerimiz, ne kadar özgür düşünebiliyor, korkmadan ve bir takım endişelere kapılmadan, merak ederek, soru sorarak, tartışarak, araştırarak yetişiyor derseniz, cevabı: çok az. Hatta bu öğrenciler biraz inatçı ve birazda ‘çatlak’ değilse hemen hemen hiç de diyebiliriz. Öğretmenlerimiz konularını yetiştirme kaygısı içerisinde, öğrencilerimiz konuları bir an önce öğrenip testleri yiyip-yutma telaşında olduğundan, merak etmeye, soru sormaya, uzun uzun tartışmaya, araştırıp sorulara cevap bulmaya ayıracak vakit yok. Bu anlamda bu yazıda belki her ders için genişletilebilecek bir-iki problemi fizik dersi özelinde paylaşmak istedim.
Fizik nedir? 9.sınıf fizik kitabı ‘madde ile enerji arasındaki etkileşimi inceleyen, tabiat kanunlarına mantıklı açıklamalar getirmeye çalışan bilim dalı ’ olarak tanımlıyor fiziği. Çok güzel! Peki, böyle tabiat ile iç içe bir bilim olarak fizik, YGS-LYS testlerini müthiş çözerek, monolog bir üslupla sınıfta anlatılanlara uslu uslu baş sallayıp tasdik ederek, başka da bir gayret gösterilmeden ne derece anlaşılıp fark edilebilir. Şöyle bir düşünelim: Bir öğrencimiz ‘atışlar’ konusu ile ilgili tüm test sorularını 5-15-25…kuralını kullanarak ‘g’ yi de hep 10 alarak şipşak çözebiliyor olsa. Ancak bu öğrencimiz hayatında hiçbir zaman eline aldığı bir taşı 3-5 metre yukarıdan bırakıp kaç saniyede yere düştüğünü ölçmeyi denememiş olsa. Bu öğrencinin fizik bilgisi hangi seviyededir ve bu öğrenci fiziği ne kadar hissediyordur…
Veya ısı-sıcaklık konusu ile ilgili piyasada ki tüm soruları ezberden çözen, ama bir defa bile farklı sıcaklıktaki iki kova suyu karıştırıp son sıcaklıklarını basit bir termometre yardımı ile ölçmeyi denememiş bir öğrenci fizik denilince bir takım tuhaf formüllerden başka ne anlıyordur sizce. Bana göre pek de fazla bir şey anlamıyordur.
Maalesef bu tür denemeleri yapma gayreti içerisinde olan meraklı öğrencilerimiz çok az. Hâlbuki deneme yapmadan, patriğini görmeden fizik dersinin üst bilgi seviyesinde anlaşılabilmesi pek mümkün değil. İnternette gezinirken gözümüzün önünden geçen ‘enformasyon’ lardan pek farkı yoktur bu tür bir fizik bilgisinin. Aslına bakılırsa ilerletilmeyen böyle bir bilginin YGS-LYS de daha fazla puan almaktan başka işe yarar bir tarafı da yoktur.
Böyle şeyleri merak edip araştırmayı bir kenara bırakalım, çoğu zaman sınıf ve okul ortamlarında yapılan deney ve etkinlik çalışmaları dahi öğrencilerimizce angarya kabilinden gereksiz işler olarak görülmekte. Çünkü öğrencilerimiz -birazda haklı olarak- YGS-LYS ‘de karşılarına çıkmayacak bu tür şeylerle meşgul olmayı gereksiz görüp önemsememekteler.
Diğer taraftan biz fizik öğretmenleri açısından olaya baktığımız da da durum pek parlak gözükmemekte maalesef. Onlarda genelde öğrencilerin fizik öğrenme aşk ve şevklerini yeterli görmemekte, çoğu zaman zoraki fizik öğretmek durumunda kalmaktan şikâyet etmekteler. Genelde öğretmenlerimizce, en iyisi itibari ile YGS-LYS’ den çıkacak tüm soruları yapmaktan başka bir ideali olmayan bu öğrencileri, proje-performans ödevleri verip uğraştırmanın, onlara bir şeyleri ispat edip göstermenin, çoğu kez sonuçları bile tam çıkmayan deneylerle meşgul etmenin ne anlamı var diye düşünülüyor. Zaten ‘kazık bir ders’ olma gibi bir üne de sahip olan fizik dersini, öğrencileri bir de bu türlü şeylerle meşgul ederek iyice sevimsiz hale getirmeye ne gerek var diyorlar. ’Çıkmış’ 3-5 soruyu hızlıca çözmek ya da pek bir bilimsel geçerliliği olmasa da, test sorularında oldukça işe yarayan bir takım hap bilgileri vermek onlar için yapılabilecek en iyi şeydir diye düşünülüyor çoğu zaman.
Peki, ne yapalım? Öğretmen ve öğrenciler olarak YGS-LYS sınavlarını protestomu edelim? Öğrencilerimiz bu sınavlara çalışmasın mı? Ya da bu sınavlara girmesinler mi? Tabii ki bu tür şeyleri yapmak şuan içinde bulunduğumuz şartlar altında çok anlamsız olur. Zaten kimse de böyle bir şeyi tavsiye edemez. Elbette bu sınavlara da çalışılmalı ve başarılı da olunmalı. Ancak her şeye rağmen gerek öğretmenlerimiz, gerekse öğrenciler, sistemin ezberci ve araştırma merakından yoksun bir eğitim anlayışını bizlere dayatmasına tamamen de boyun eğmeyebiliriz. Elimizden geldiğince, ufak bir etkinlik veya basit bir deneyle ya da bir gözlemle olsun bu dar kalıplardan sıyrılıp çıkabiliriz. Yüce Yaratıcının önümüze araştırmamız için koyduğu kâinatı anlama ve kavrama yolunda az da olsa bir çaba içerisinde olabiliriz. Unutmayalım ki bunca bulunmuş formül ve açıklamalar, öğrencilere işkence olsun diye ya da sınavlarda sorulsun diye değil, esasında çok önemli hakikatleri anlamamız için ortaya çıkmıştır.
Son yıllarda eğitim sistemimizde yapılan yenilikler oldukça ümit verici mahiyette gözüküyor. İnşallah, çok uzun zaman kaybedilmeden, arzu edilen seviyede bir eğitim anlayışına kavuşuruz.
Sefer Doğan